Adres

Merdivenköy Mah. Nur Sk. Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A 34732 Kadıköy, İstanbul

TÜRKLİM FARUK DOĞAN

FARUK DOĞAN / TÜRKLİM GENEL SEKRETERİ

TÜRK LİMANLARINDA YEŞİL DÖNÜŞÜMÜNÜN ÖNÜNDEKİ ENGELLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

YÖNETİCİ ÖZETİ

Türk limanlarında yeşil dönüşüm, çevre yatırımı veya sertifikasyon gündeminin ötesine geçen; ticaret sürekliliğini, enerji güvenliğini, liman rekabetçiliğini ve düşük karbonlu lojistik kapasitesini doğrudan ilgilendiren stratejik bir dönüşüm başlığıdır. Bu dönüşüm; liman işletmeleri, gemi operatörleri, şehir elektrik şebekesi, enerji piyasası, finansman kuruluşları, düzenleyici otoriteler, veri yönetimi ve insan kaynağı arasında kurulacak güçlü eşgüdüme bağlıdır.

Türk limanlarında yeşil dönüşümün kaderini belirleyecek unsur, teknolojinin varlığından çok bu teknolojiyi sahada uygulanabilir kılacak eşgüdüm kapasitesidir. Bugün temel sorun; liman, gemi, şebeke, finansman ve regülasyon zincirinin aynı hızda, aynı takvimle ve aynı hedefe yönelmiş biçimde çalışamamasıdır. Liman işletmesi yatırım yapmaya hazır olsa bile gemi tarafı hazır değilse, şebeke kapasitesi zamanında sağlanamıyorsa, finansman modeli kurulmamışsa, enerji tarifesi belirsizse veya düzenleyici takvim değişkenlik gösteriyorsa dönüşüm doğal olarak yavaşlamaktadır.

Bu nedenle çözüm, limanlara yalnızca yeni yükümlülükler getiren bir düzenleme yaklaşımıyla sınırlı kalmamalıdır. Türkiye’nin ihtiyacı, dış düzenleyici gelişmeleri izleyen, ulusal takvimi sahadaki gelişmelere göre güncelleyebilen ve tüm aktörleri aynı uygulama mimarisi içinde buluşturan bütüncül bir geçiş modelidir.

IMO ve Avrupa Birliği kaynaklı düzenleyici baskılar, Türk limanlarının yeşil dönüşümünü ertelenebilir bir çevre gündemi olmaktan çıkararak stratejik bir rekabet meselesine dönüştürmektedir. IMO’nun 2030, 2040 ve 2050 hedefleri denizcilikte net sıfır yönelimini güçlendirirken; AB’nin AFIR, FuelEU Maritime ve AB ETS düzenlemeleri liman altyapısı, gemi tarafı enerji kullanımı ve karbon maliyeti üzerinde bağlayıcı etkiler yaratmaktadır. Türkiye’nin dış ticaretinde denizyolunun ağırlığı ve AB pazarının merkezi konumu dikkate alındığında, bu gelişmeler Türk limanları üzerinde doğrudan uyum, pazar erişimi ve rekabet baskısı oluşturmaktadır. Bu nedenle yeşil dönüşüm, Türk limanları için yalnız çevresel bir sorumluluk değil; ticaret sürekliliği, enerji güvenliği, karbon maliyeti yönetimi ve düşük karbonlu lojistik ağlara entegrasyon meselesidir.

Makale, Türk limanlarında yeşil dönüşümün önündeki engelleri yedi ana başlık altında toplamaktadır. Bu engeller önem ve önceliklerine göre şöyle sıralanmıştır:

1. Şebeke kapasitesi, enerji tedarik modeli ve mekânsal altyapı kısıtları,

2. OPS yatırımlarında liman-gemi uyumu, kullanım talebi belirsizliği ve ekonomik eşik sorunu,

3. Finansmana erişim, teşvik mimarisi, tarife ve yatırım geri dönüşü sorunu,

4. Liman tiplerine göre farklılaştırılmamış düzenleyici yükümlülükler,

5. Terminal içi operasyonel dönüşüm ve hinterland entegrasyonu,

6. Veri, karbon muhasebesi, MRV ve sertifikasyon kapasitesi eksikliği,

7. İnsan kaynağı, emniyet kültürü ve yeni enerji teknolojilerine hazırlık gereksinimidir.

Makale, bu yedi engel setine karşı altı adımlı bir çözüm çerçevesi önermektedir; bunlar:

1. Ulusal Liman Enerji Koordinasyonu ve Bölgesel Şebeke Planlaması,

2. Liman tiplerine göre farklılaştırılmış ve orantılı bir “Yeşil Liman” geçiş modeli oluşturulması,

3. Finansmana erişim, teşvik mimarisi ve enerji ekonomisinin yeniden düzenlenmesi,

4. OPS Yatırımlarında Liman-Gemi Talep Eşleşmesi ve Önceliklendirilmiş Pilot Model

5. Terminal içi operasyonel dönüşüm, dijitalleşme ve hinterland entegrasyonu,

6. Ölçülebilirlik, sertifikasyon, insan kaynağı ve alternatif yakıt kapasitesinin kurumsallaştırılmasıdır.

Önerilen yol haritası ise üç aşamalıdır:

1. 2026–2028 dönemi ölçme, hizalama ve kurumsal hazırlık dönemi olmalıdır. Bu aşamada liman bazlı enerji ve emisyon envanterleri hazırlanmalı, şebeke kapasite analizleri tamamlanmalı, mevzuat rehberleri yayımlanmalı, ilk pilot rıhtımlar seçilmeli ve Yeşil Liman Dönüşüm Fonu tasarlanmalıdır.

2. 2028–2035 döneminde pilotlardan ölçek büyütmeye geçilmeli; OPS, ekipman elektrifikasyonu, yenilenebilir enerji, PPA, depolama, mikrogrid, PCS, dijital ikiz ve JIT uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır.

3. 2035–2053 döneminde limanlar yalnız enerji tüketen tesisler olmaktan çıkmalı; enerji yöneten, karbon verisi üreten ve düşük karbonlu lojistik ağlara bağlanan stratejik altyapılar haline gelmelidir.

Bu çerçevede limanlarında yeşil dönüşümün başarı ölçütü, kurulan OPS rıhtımı sayısı veya alınan sertifika adedinden ziyade, dönüşümün sahada ürettiği somut etki olmalıdır. Türk limanlarının yeşil dönüşüm performansı; emisyon ve enerji yoğunluğundaki düşüş, OPS kullanım oranı, bekleme sürelerinin azalması, ekipman elektrifikasyonu, yenilenebilir elektrik payı, intermodal bağlantıların güçlenmesi, doğrulanmış karbon verisi kapsamı, yatırım geri dönüşü ve finansmana erişim gibi ölçülebilir göstergeler üzerinden değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, Türk limanlarında yeşil dönüşüm, teknoloji satın alma meselesinden çok uygulama mimarisi meselesidir. Doğru şebeke planı, doğru liman-gemi eşleşmesi, doğru finansman modeli, doğru düzenleyici kademelendirme, doğru veri standardı ve doğru insan kaynağı olmadan dönüşümün beklenen sonucu üretmesi zordur. Türkiye için kritik tercih, yeşil dönüşümü yükümlülükler listesi olarak görmek yerine; ticaret sürekliliğini, liman rekabetçiliğini, enerji güvenliğini ve düşük karbonlu lojistik kapasitesini güçlendiren ulusal bir kamu-özel sektör programı olarak yönetmektir.

TÜRK LİMANLARINDA YEŞİL DÖNÜŞÜMÜNÜN ÖNÜNDEKİ ENGELLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

1. Giriş

Türk limanlarında yeşil enerji dönüşümü konsepti, günümüzde birkaç çevre yatırımı ya da sertifika koşulunun yerine getirilmesiyle açıklanabilecek dar kapsamlı bir düzenlemeler manzumesi değildir. Konu, kıyı elektriği (onshore power supply-OPS), terminal ekipmanlarının elektrifikasyonu, yenilenebilir enerji tedariki, enerji depolama, elektrik tarifesi, ölçme-raporlama-doğrulama (measurement, reporting and verification-MRV), dijital operasyon optimizasyonu ve düşük karbonlu hinterland bağlantıları gibi birbiriyle doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı olan bir çok etmenin aynı sistem içinde düşünülmesini gerektiriyor.

Uluslararası düzenleyici zemindeki belirsizlik, Türk limanlarında yeşil enerji yatırımlarının zamanlamasını daha hassas hale getirmektedir. IMO’nun net sıfır çerçevesine ilişkin bağlayıcı karar sürecinin Ekim 2026’ya ertelenmesine karşılık, Avrupa Birliği AFIR, FuelEU Maritime ve AB ETS ile liman altyapısı, gemi tarafı enerji kullanımı ve karbon maliyeti bakımından daha katı takvimli ve bağlayıcı bir bölgesel rejim kurmaktadır. Bu farklı hızlar, liman yatırımlarını yalnız teknik fizibilite meselesi olmaktan çıkarıp düzenleyici zamanlama, rekabet ve yatırım geri dönüşü açısından stratejik bir karar alanına dönüştürmektedir.

Bu nedenle Türk limancılığı açısından asıl soru artık “hangi teknoloji var?” değil; “hangi teknoloji, hangi uluslararası takvim, hangi düzenleyici belirsizlik, hangi liman profili, hangi şebeke kapasitesi ve hangi finansman modeli içinde uygulanabilir?” sorusudur.

Türk limanlarında yeşil enerji dönüşümünü sınırlayan temel unsur teknoloji kıtlığı değil, küresel ve bölgesel düzenleyici zemindeki politik belirsizlikler ile ulusal ölçekte liman-gemi-şebeke-finansman-regülasyon aktörleri arasında henüz yeterince kurulamamış uygulama uyumudur. Liman işletmesi yatırım iradesi gösterse bile gemi tarafı hazır değilse, elektrik şebekesi zamanında güç artışı sağlayamıyorsa, enerji piyasası düzeni kıyı elektriğinin hukuki statüsünü netleştirmiyorsa, finansman ve teşvik sistemi yatırım riskini paylaşmıyorsa veya IMO/AB takvimlerinde oluşabilecek değişiklikler yatırım geri dönüşünü belirsizleştiriyorsa ve hatta riske atıyorsa, dönüşüm doğal olarak temkinli ilerler. Mesele sektör ataletiyle açıklanamayacak kadar çok katmanlıdır. Bu nedenle çözüm, limanlara yalnızca yükümlülük yükleyen tek yönlü bir düzenleme anlayışında değil; dış düzenleyici belirsizlikleri izleyen, ulusal takvimi sahadaki gelişmelere göre güncelleyebilen ve liman-gemi-şebeke-finansman-regülasyon zincirini birlikte işleten bütüncül bir geçiş mimarisinde aranmalıdır.

2. Küresel ve ulusal zemin

Deniz taşımacılığı, dünya ticaretinin hayati ve ikamesi mümkün olmayan ana kan damarıdır. Bu vazgeçilemez gerçek karbonsuzlaşma baskısının en görünür alanlarından birini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün Dördüncü Sera Gazı Çalışması’na göre, denizcilik kaynaklı toplam sera gazı emisyonları 2018 yılında 1.076 milyon ton karbondioksit eşdeğerine (CO₂e) ulaşmış; bunun 1.056 milyon tonu doğrudan CO₂ emisyonlarından oluşmuştur. Aynı çalışma, denizcilik kaynaklı sera gazı emisyonlarının küresel insan kaynaklı emisyonlar içindeki payının 2012’de %2,76 iken 2018’de %2,89’a yükseldiğini göstermektedir (International Maritime Organization [IMO], 2020) 1 . Avrupa Komisyonu’na göre deniz taşımacılığı, Avrupa Birliği’nin toplam CO₂ emisyonlarının yaklaşık %3–4’ünü oluşturmaktadır. Bu değer 2021 itibarıyla 124 milyon tonun üzerinde CO₂ emisyonuna karşılık gelmektedir (European Commission, 2026) 2 . Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün 2023 Sera Gazı Stratejisi ise uluslararası denizcilikte 2050 yılı civarında net sıfır sera gazı emisyonuna ulaşılmasını hedeflemekte; 2030 için en az %20, tercihen %30; 2040 için en az %70, tercihen %80 azaltım ara hedefleri koymaktadır. Aynı strateji, 2030 itibarıyla sıfır veya sıfıra yakın emisyonlu yakıt, teknoloji ve enerji kaynaklarının uluslararası denizcilikte kullanılan enerjinin en az %5’ine, tercihen %10’una ulaşmasını öngörmektedir (International Maritime Organization, 2020) 3 .

Bu küresel yönelim, Türkiye için dışarıdan izlenecek uzak bir gelişme değildir. Avrupa Birliği’nin Alternatif Yakıt Altyapısı Tüzüğü (Alternative Fuels Infrastructure Regulation-AFIR), Trans-Avrupa Ulaştırma Ağı (Trans-European Transport Network-TEN-T) kapsamındaki belirli deniz limanlarında, 31 Aralık 2029’a kadar kıyı elektriği arzı altyapısının kurulmasını öngörmektedir. Bu yükümlülük, son üç yıllık ortalama uğrak sayısı belirli eşikleri aşan 5.000 GT üzeri konteyner gemileri, Ro-Ro yolcu gemileri, yüksek hızlı yolcu gemileri ve diğer yolcu gemileri için yıllık rıhtım uğraklarının en az %90’ına kıyı elektriği sağlanmasını hedeflemektedir (European Parliament & Council, 2023a) 4 . YakıtEU Denizcilik Tüzüğü (FuelEU Maritime) ise 1 Ocak 2030’dan itibaren AFIR kapsamındaki ilgili AB limanlarında rıhtımda bulunan gemilerin, gemideki elektrik ihtiyacını karşılamak üzere kıyı elektriğine bağlanmasını ve kullanmasını zorunlu kılmaktadır (European Parliament & Council, 2023b) 5 . Buna Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi’nin (European Union Emissions Trading System-EU ETS) denizciliğe genişletilmesi eklendiğinde, şirketlerin 2025’te 2024 yılı emisyonlarının %40’ı, 2026’da 2025 yılı emisyonlarının %70’i ve 2027’den itibaren raporlanan emisyonlarının tamamı için karbon tahsisatı satın alarak veya mevcut tahsisatlarını kullanarak yükümlülüklerini kapatmaları gerekmektedir (European Commission, 2026) 6 . Bu üçlü yapı, liman altyapısı, gemi tarafı enerji kullanımı ve karbon maliyetini aynı düzenleyici denklem içinde birleştirmektedir.

Küresel düzenleme baskısı, jeopolitik ve iklim kaynaklı rota kırılganlıklarıyla daha karmaşık hale gelmektedir. Kızıldeniz ve Karadeniz’deki güvenlik riskleri, Süveyş ve Hürmüz çevresindeki jeopolitik gerilimler, Panama Kanalı gibi kritik geçişlerde iklim kaynaklı kapasite sorunları ve yeni tarife savaşları; deniz ticaretinde rota uzamalarını, navlun dalgalanmalarını ve sigorta-yakıt maliyetlerini artırmaktadır. UNCTAD değerlendirmelerine göre, deniz ticaretinde ortalama taşıma mesafesi 2018’de 4.831 milden 2024’te 5.245 mile yükselmiştir. Bu artış, jeopolitik gerilimler, rota sapmaları, tarife savaşları ve kritik geçiş noktalarındaki kırılganlıklar nedeniyle küresel tedarik zincirlerinin daha uzun, daha maliyetli ve daha kırılgan bir yapıya evrildiğine işaret etmektedir (Reuters, 2025a) 7 . Rotalar uzadıkça gemilerin yakıt tüketimi, sefer süresi ve karbon emisyonu da artmaktadır. Kızıldeniz kaynaklı sapmalar bunun somut örneklerinden biridir. Reuters’ın LSEG (London Stock Exchange Group) verilerine dayandırdığı analiz, Şanghay-Hamburg hattında Süveyş yerine Afrika çevresinden gidilmesi halinde büyük bir konteyner gemisinin sefer emisyonunun yaklaşık %38 artabileceğini; başka değerlendirmeler ise Asya-Kuzey Avrupa haftalık hat servislerinde rota uzamalarının gemi başına emisyonları %42 oranında artıracak şekilde belirgin biçimde yükseltebildiğini göstermektedir (Reuters, 2024a 8 ; Reuters, 2024b 9 ). Bu nedenle limanların enerji verimliliği, demirde bekleme sürelerini azaltması, rıhtım planlamasını iyileştirmesi ve operasyon güvenilirliğini güçlendirmesi artık yalnız çevresel performans göstergesi olmanın ötesinde; ticaret sürekliliği, karbon maliyeti yönetimi ve bölgesel rekabet gücünün de ayrılmaz bir parçasıdır.

Türkiye tarafında resim hem güçlü hem de kırılgandır. TÜRKLİM verilerine göre Türk limanlarında 2025 yılında toplam yük elleçlemesi 553,3 milyon tona, konteyner elleçlemesi ise yaklaşık 14,0 milyon TEU düzeyine ulaşmış; dış ticarette denizyolunun değer bazında payı ihracatta yaklaşık %56, ithalatta yaklaşık %54 olmuştur (TÜRKLİM, 2026a) 10 . Avrupa Birliği ise Türkiye’nin dış ticaretinde özel bir ağırlığa sahiptir. Avrupa Komisyonu verilerine göre 2025 yılında Türkiye’nin mal ihracatının %42,7’si AB’ye yönelmiş, ithalatının %35,3’ü AB kaynaklı gerçekleşmiştir (European Commission, 2026) 11 . Bu nedenle Türk limanlarının yeşil dönüşümü, AB ile ticaretin sürdürülebilirliği, pazar erişimi ve düşük karbonlu tedarik zinciri beklentileri bakımından doğrudan stratejik değer taşımaktadır. Bununla birlikte Türkiye’nin Çin, ABD, Körfez ülkeleri ve diğer Akdeniz dışı coğrafyalarla yaptığı uzun mesafeli deniz ticareti de emisyon yönetimini daha kritik hale getirmektedir. Uzayan hatlar, yüksek yakıt tüketimi, karbon maliyeti, tedarik zinciri raporlaması ve yük sahiplerinin çevresel performans talepleri dikkate alındığında, Türk limanlarının AB normlarına uyum sağlamanın yanı sıra, küresel deniz ticaretinde rekabetçi kalmak için de enerji verimliliği, kıyı elektriği, dijital operasyon, karbon muhasebesi ve düşük karbonlu hinterland bağlantılarını güçlendirmesini gerektirmektedir. Marmara ve Akdeniz’in hacim bakımından ana ağırlık merkezleri olması ise bu dönüşümü şebeke kapasitesi, kent-liman etkileşimi ve yatırım yoğunluğu açısından daha hassas hale getirmektedir.

Türkiye’de düzenleyici zemin de daha bağlayıcı bir yapıya doğru değişmektedir. TÜRKLİM’in 20 Nisan 2026 tarihli sektör görüş notuna göre, 24 Mart 2026 değişiklikleri sonrasında Yeşil Liman Sertifikası rejimi; kapsamı genişleyen, yatırım yükümlülükleri artan ve yaptırım boyutu güçlenen çok boyutlu bir dönüşüm alanına evrilmiştir. Sektör, düzenlemenin çevresel etkilerin azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılması yönündeki temel hedefini desteklemektedir. Bununla birlikte, özellikle kıyı elektriği (onshore power supply-OPS), şebeke kapasitesi, gemi tarafı teknik hazırlığı, enerji piyasası mevzuatı, finansman ihtiyacı, sertifikasyon kapasitesi ve farklı liman tiplerinin aynı yükümlülük çerçevesinde değerlendirilmesi konularında önemli uygulanabilirlik riskleri bulunduğu değerlendirilmektedir (TÜRKLİM, 2026) 12 .

Tablo 1. Küresel ve bölgesel baskıların Türk limanlarına yansıması

Tablonun dayandığı düzenleyici ve sektörel çerçeve için bkz. (European Parliament & Council, 2023a, 2023b; European Commission, 2026; International Maritime Organization, 2023; UNCTAD, 2025; Reuters, 2025a) 13 .

3. Önem ve öncelik sırasına göre dönüşümün önündeki engeller

Türk limanlarında yeşil enerji dönüşümünün önündeki engellerin önem ve öncelik sırasının belirlenmesinde, yalnızca her bir engelin varlığı değil, dönüşüm sürecinin bütününe etkisi esas alınmalıdır. Zira bu aşamada yapılacak bir teşhis veya önceliklendirme hatası, daha sonra geliştirilecek çözüm önerilerinin de yanlış alana yönelmesine, kaynakların düşük etkili yatırımlara tahsis edilmesine ve dönüşüm sürecinin beklenen sonucu üretmemesine yol açabilir. Bu nedenle önceliklendirme, engelin çevresel ve ekonomik etkisi, dışsal bağımlılık derecesi, yatırım geri dönüşünü etkileme gücü, hukuki-idari belirsizlikten etkilenme derecesi, operasyonel uygulanabilirliği ve liman rekabetçiliği üzerindeki ağırlığı dikkate alınarak yapılmaktadır. Bu ölçütler, yeşil enerji dönüşümünün yalnız teknik bir ekipman değişiminden öte, enerji altyapısı, düzenleyici çerçeve, finansman, liman-gemi uyumu, veri yönetimi ve rekabet gücü arasında kurulan çok boyutlu bir dönüşüm süreci olmasından dolayı tercih edilmiştir.

Bu değerlendirmede IMO ve AB kaynaklı düzenleyici takvim belirsizliği, jeopolitik rota oynaklığı ve karbon maliyetinin artması gibi dışsal baskılar, doğrudan birer liman içi uygulama engeli olmaktan çok, yatırım zamanlamasını ve teknoloji tercihlerini belirleyen üst çerçeve olarak ele alınmaktadır. Bu dışsal çerçevenin altında, Türk limanlarının sahadaki yeşil enerji dönüşümünü sınırlayan yedi ana engel seti öne çıkmaktadır.

İlk ve en kritik engel, şebeke kapasitesi, enerji tedarik modeli ve limanların kent dokusu içinde sıkışmasından kaynaklanan mekânsal altyapı düğümüdür. İkinci engel, kıyı elektriği (onshore power supply-OPS) yatırımlarında liman tarafı arzı ile gemi tarafı teknik hazırlığı ve kullanım talebi arasındaki uyumsuzluktur. Üçüncü sırada yüksek sermaye maliyeti, uzun geri dönüş süresi, elektrik tarifesi belirsizliği, tahsis süresi uyumsuzluğu ve yetersiz teşvik yapısından oluşan finansman sorunu yer almaktadır. Dördüncü engel, Yeşil Liman yükümlülüklerinin liman tipi, yük profili, trafik yoğunluğu, gemi uğrak yapısı ve şebeke erişimine göre yeterince farklılaştırılmamasıdır. Bu başlık aynı zamanda izin süreçleri, istisna mekanizmaları, kusur temelli ceza yaklaşımı ve orantılılık ilkesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Beşinci engel, terminal içi operasyonların elektrifikasyon, dijitalleşme ve hinterland bağlantılarıyla birlikte dönüştürülmesi ihtiyacıdır. Elektrikli veya hibrit ekipman, reefer kapasitesi, şarj altyapısı, dijital operasyon, demirde bekleme, kapı yoğunluğu ve düşük karbonlu hinterland bağlantıları birlikte ele alınmadığında, liman içi elektrifikasyonun beklenen faydası sınırlı kalır. Altıncı engel, veri, karbon muhasebesi, ölçme-raporlama-doğrulama (measurement, reporting and verification-MRV) ve sertifikasyon kapasitesidir; çünkü güvenilir veri olmadan ne kamu politikası ne de yatırım öncelikleri sağlıklı kurulabilir. Yedinci ve son engel ise insan kaynağı, emniyet kültürü ve alternatif yakıt belirsizliğidir. LNG, metanol, amonyak, hidrojen, biyoyakıtlar ve yenilenebilir enerji seçenekleri; olgunluk, maliyet, depolama, dağıtım, güvenlik ve tedarik zinciri bakımından farklı riskler taşıdığı için limanların bu alanda büyük ölçekli ve eş zamanlı yatırımlar yerine, trafik ve bölgesel talep verisine dayanan pilot uygulamalarla ilerlemesi daha rasyonel görünmektedir.

Yukarıda sıralanan yedi engel seti, Türk limanlarında yeşil enerji dönüşümünün ana sorun alanlarını ortaya koymakla birlikte; bu çerçeve, her bölgenin, liman tipinin ve işletmenin kendine özgü koşullarına göre yeni alt başlıklarla genişletilmeye açıktır. Makalenin odak noktasını oluşturan bu bölümde, isabetli ve uygulanabilir çözüm önerileri geliştirebilmek için öncelikle sorun alanlarının sağlıklı biçimde tanımlanması gerekmektedir. Bu nedenle, yeşil enerji dönüşümünün önündeki başlıca engeller aşağıda daha ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

Uygulama engellerine geçmeden önce, Türk limanlarının yeşil enerji dönüşümünü çevreleyen dışsal düzenleyici ve jeopolitik zeminin doğru konumlandırılması gerektiği değerlendirilmektedir. Bu çerçevede mevcut engellerin ortaya konulmasında; AB’nin AFIR, FuelEU Maritime ve EU ETS düzenlemeleri, IMO’nun 2023 Sera Gazı Stratejisi ve 2025 sonrası net-sıfır çerçevesine ilişkin gelişmeler, jeopolitik rota oynaklığına dair UNCTAD/Reuters değerlendirmeleri ve TÜRKLİM’in 2026 tarihli sektör görüş notu birlikte dikkate alınarak yapılmıştır (European Commission, 2026; European Parliament and Council, 2023a, 2023b; International Maritime Organization, 2023, 2025; Reuters, 2025a; TÜRKLİM, 2026a).

IMO’nun 2030, 2040 ve 2050 hedefleri, Avrupa Birliği’nin AFIR, FuelEU Maritime ve EU ETS düzenlemeleri, küresel ölçekte artan karbon maliyeti ve jeopolitik rota oynaklığı; limanların yeşil enerji dönüşümünü artık yalnız gönüllü bir çevresel iyileştirme alanı olmaktan çıkararak ticari erişim, yatırım zamanlaması ve rekabet gücü meselesine dönüştürmektedir. Ancak bu dışsal baskıların tamamı aynı hızda, aynı açıklıkta ve aynı öngörülebilirlikle ilerlememektedir. IMO düzeyinde hedef takvimi belirginleşmiş olmakla birlikte bağlayıcı uygulama ayrıntılarındaki belirsizlikler devam etmektedir. Buna karşılık Avrupa Birliği düzenlemeleri takvime daha sıkı bağlı, daha somut ve yaptırım gücü daha yüksek bir çerçeve oluşturmaktadır. Bu nedenle dışsal düzenleyici ve jeopolitik baskılar, bu makalede tek başına birinci engel olarak değil; Türk limanlarının yatırım kararlarını, teknoloji tercihlerini ve öncelik sıralamasını etkileyen üst çerçeve olarak ele alınmaktadır.

Bu üst çerçeve, liman işletmelerinin hangi teknolojiye, hangi kapasitede, hangi sırayla ve hangi finansman modeliyle yatırım yapacağı sorusunu daha karmaşık hale getirmektedir. Kıyı elektriği, elektrikli terminal ekipmanları, yenilenebilir enerji, batarya depolama, dijital operasyon sistemleri ve alternatif yakıt altyapısı gibi alanlar uzun vadeli sermaye bağlayan yatırım kararlarıdır. Buna karşılık gemi tarafındaki hazırlığın hızı, uğrak yapan filonun teknik yeterliliği, karbon fiyatlarının seyri, AB limanlarıyla rekabet koşulları, küresel rota değişimlerinin ticaret akışlarına etkisi ve ulusal düzenleyici uyum takvimi tam olarak öngörülememektedir. Dolayısıyla dışsal baskıların yarattığı temel sorun, bir teknik eksiklikten ziyade, uluslararası düzenleyici yönelim ile ulusal yatırım planlaması arasındaki zamanlama ve önceliklendirme belirsizliğidir. Bu belirsizlik yönetilmeden atılacak adımların, limanlar açısından parçalı, maliyetli veya yanlış zamanlanmış yatırımlara dönüşme riski bulunmaktadır.

Belirtilen uluslararası belirsizlikler limancılık sektörümüzü ihtiyatlı bir dönüşüm planlamasına yöneltmektedir. Bu nedenle kendi imkan ve kaabiliyetlerimizle çözümleme imkanına sahip olduğumuz mevcut ve potansiyel problem alanlarının sağlıklı tespit edilmesi, önem ve önceliklerine göre optimal çözümlerin bulunması gerekmektedir. Limanların yeşil dönüşümünün önündeki bu engel setlerini inceleyecek olursak;

a. Şebeke kapasitesi, enerji tedarik modeli ve mekânsal altyapı kısıtları : Bu dışsal çerçevenin sahadaki birinci ve en somut uygulama engeli, şebeke kapasitesi, enerji tedarik modeli (şebekeden doğrudan temin, yerinde yenilenebilir üretim, uzun vadeli elektrik alım anlaşmaları, depolama destekli veya hibrit tedarik yapısı) ve mekânsal altyapı düğümüdür. Kıyı elektriği (onshore power supply-OPS), soğutmalı konteyner (reefer) kapasitesi, elektrikli saha ekipmanları, şarj altyapısı ve enerji depolama uygulamaları, limanların elektrik gereksiniminin içeriğini toplam enerji tüketim ihtiyaç miktarının yanı sıra anlık güç çekişi ve pik yük yönetimi açısından da değiştirmektedir. Buna karşılık iletim-dağıtım altyapısı, trafo kapasitesi, şehir şebekesi, kazı ve bağlantı izinleri, belediye uygulamaları, elektrik tedarik modeli ve yerel altyapı kısıtları çoğu zaman liman işletmesinin doğrudan kontrol alanı dışında kalmaktadır.

Buradaki sorun, şehir şebekesinde elektrik bulunup bulunmamasından ziyade, limanın ihtiyaç duyduğu yüksek kapasiteli, kesintisiz ve teknik olarak uyumlu elektriğin doğru noktada, doğru zamanda ve doğru güç kalitesiyle sağlanıp sağlanamayacağıdır. Örneğin OPS uygulamalarında tek bir büyük yolcu veya konteyner gemisi için dahi 8–16 MVA mertebesinde anlık bağlantı kapasitesi gerekebilmekte; bazı sistemlerde 6,6 kV veya 11 kV yüksek gerilim bağlantısı, 50/60 Hz frekans uyumu, frekans dönüştürücü, özel trafo/şalt ekipmanı, koruma sistemleri ve yedekli besleme altyapısı ihtiyaç haline gelebilmektedir. Bu nedenle liman içi yatırımın tamamlanmış olması, yerel dağıtım şebekesinin aynı anda OPS, reefer yükleri, elektrikli ekipman şarjı ve enerji depolama sistemlerini besleyebilecek kapasiteye sahip olduğu anlamına gelmemektedir.

Enerji tedarik modeli de bu teknik kapasite sorununun ayrılmaz bir parçasıdır. Limanın ihtiyaç duyduğu elektriğin yalnız şebekeden temin edilmesi, yerinde yenilenebilir üretimle desteklenmesi, uzun vadeli elektrik alım anlaşmalarıyla güvence altına alınması, depolama sistemleriyle dengelenmesi veya hibrit bir modelle yönetilmesi yatırım kararlarını doğrudan etkilemektedir. OPS, reefer yükleri ve elektrikli ekipman şarjı gibi yüksek ve değişken güç talepleri karşısında limanların yalnız bağlantı kapasitesine değil, öngörülebilir maliyetli, kesintisiz, sürdürülebilir ve operasyonel riskleri azaltan bir enerji tedarik yapısına da ihtiyaç duyduğu dikkate alınmalıdır.

Limanın fiziki sınırları dışında dikkate alınması gereken bu bağımlılığa, birçok limanın zaman içinde kent dokusu içinde sıkışmış olması da eklenmektedir. Liman geri sahasında veya yakın çevresinde yeni trafo merkezi, şalt sahası, kablo güzergâhı, batarya depolama alanı, ortak enerji merkezi ya da yüksek kapasiteli şarj altyapısı için gerekli fiziki alanın oluşturulması her zaman mümkün değildir. Bu nedenle sorun yalnızca elektrik gücünün temini değildir; bu gücün limana güvenli, sürekli, ekonomik ve operasyonu aksatmadan ulaştırılmasını sağlayacak mekânsal, kentsel ve kurumsal altyapının da eş zamanlı hazırlanması gerekir. Liman içi yatırımın tamamlanmış olması, elektriğin zamanında, yeterli kapasitede ve uygun ekonomik koşullarla erişilebilir olacağı anlamına gelmemektedir. Bu nedenle şebeke kapasitesi, enerji tedarik modeli ve mekânsal altyapı meselesi, Türk limanlarında yeşil enerji dönüşümünün ilk ve en kritik uygulama engeli olarak değerlendirilmelidir (European Parliament and Council, 2023a; IEC/IEEE, 2019; TÜRKLİM, 2026a) 14 .

b. OPS Yatırımlarında Liman-Gemi Uyumu, Kullanım Talebi Belirsizliği ve Ekonomik Eşik Sorunu: İkinci engel, kıyı elektriği yatırımlarında liman tarafı arzı ile gemi tarafı teknik hazırlığı, kullanım talebi ve ekonomik tercih koşulları arasındaki uyumsuzluktur. Kıyı elektriği (onshore power supply-OPS), yalnız liman sahasına kablo, trafo, konvertör ve bağlantı ekipmanı kurulmasından ibaret değildir. Sistemin çevresel ve ekonomik fayda üretebilmesi için limana uğrayan gemilerin teknik olarak OPS bağlantısına hazır olması, bu bağlantıyı fiilen kullanması ve oluşacak enerji talebinin yatırım ölçeğini destekleyecek düzeye ulaşması gerekir. Aksi halde liman tarafında yüksek maliyetli altyapı kurulsa dahi, gemi tarafındaki düşük kullanım oranı yatırımı atıl kapasite riskine açık hale getirebilir.

Bu uyumsuzluğun ilk boyutu, gemi tarafında OPS kullanımını teşvik edecek veya belirli liman ve gemi segmentlerinde zorunlu hale getirecek düzenleyici çerçevenin varlığıyla ilgilidir. Liman tarafında altyapı yatırımı yapılırken gemi tarafında kullanım yükümlülüğü, kullanım teşviki, liman ücretlerinde indirim, hat operatörü taahhüdü veya düzenli kullanım mekanizması oluşturulmazsa, arz ve talep aynı takvimde buluşmayabilir. Bu durumda OPS altyapısı teknik olarak hazır olsa bile beklenen çevresel fayda ve yatırım geri dönüşü sağlanamayabilir.

İkinci boyut ekonomik eşik sorunudur. Sahilden sağlanacak elektriğin toplam maliyeti, geminin limanda yardımcı makinelerini çalıştırarak tüketeceği yakıt maliyeti ile karbon maliyeti, ETS yükümlülüğü veya olası emisyon yaptırımı toplamından daha yüksek kaldığında, gemi işletmecisi açısından OPS kullanımı ticari olarak cazip hale gelmeyebilir. Bu nedenle OPS talebinin oluşması yalnız teknik bağlantı imkânına değil; elektrik tarifesi, bağlantı hizmet bedeli, liman ücretleri, yakıt fiyatı, karbon maliyeti ve varsa teşviklerin birlikte oluşturduğu ekonomik dengeye bağlıdır.

Üçüncü boyut gemi tarafı teknik hazırlıktır. Limana uğrayan gemilerin uygun bağlantı donanımına, gerilim ve frekans uyumuna, gemi içi elektrik dağıtım sistemine, kablo kabul altyapısına, koruma sistemlerine ve güvenli bağlama-ayırma prosedürlerine sahip olmaması durumunda OPS altyapısı fiilen kullanılamaz. Özellikle 50/60 Hz frekans uyumu, 6,6 kV veya 11 kV bağlantı gereksinimi, gemi tarafı pano ve koruma sistemleri, mürettebat eğitimi ve sertifikasyon süreçleri yatırımın kullanılabilirliğini doğrudan etkiler.

Bu risk özellikle yük gemileri bakımından daha belirgindir. Kruvaziyer ve yolcu gemilerinde düzenli hat yapısı, şehir merkezine yakın terminal konumları ve hava kalitesi baskısı nedeniyle OPS kullanımına yönelik daha erken bir dönüşüm eğilimi görülürken; konteyner, dökme yük, genel kargo, tanker ve Ro-Ro segmentlerinde gemi tarafı hazırlığın aynı hızda ilerlememesi mümkündür. Bu nedenle OPS yatırımlarında yalnız düzenleyici takvime bakmak yeterli değildir. Limanın yıllık uğrak sayısı, gemi tipleri, bayrak ve hat yapısı, limanda kalış süreleri, rıhtım kullanım yoğunluğu, enerji talebi, bağlantı standardı, gemi sahiplerinin yatırım eğilimi ve kullanım taahhütleri birlikte değerlendirilmelidir.

Bunlara ilave olarak, gemilerin limanda kalış süresi, uğrak düzenliliği, aynı rıhtımı kullanan gemi tiplerinin çeşitliliği, bağlantı operasyonunun elleçleme süresine etkisi, rıhtım planlama güvenilirliği ve enerji tedarikinde kesinti yaşanması halinde sorumluluğun nasıl paylaşılacağı da OPS arz-talep dengesini etkileyen unsurlardır. Avrupa limanlarının dahi 2030 takvimine rağmen OPS kurulumunda kademeli ilerlediği dikkate alındığında, Türkiye’de finansman, şebeke kapasitesi, enerji maliyeti ve gemi tarafı uyum koşullarının daha kırılgan olması bu dengesizliğin etkisini daha da artırabilir.

Bu nedenle OPS, bütün limanlara aynı hızda ve aynı ölçekle uygulanacak tek tip bir altyapı yatırımı olarak görülmemelidir. Daha doğru yaklaşım; liman tipi, trafik kompozisyonu, gemi tarafı hazır oluş düzeyi, beklenen kullanım oranı, ekonomik eşik, düzenleyici kullanım zorunluluğu ve emisyon azaltım potansiyeli birlikte değerlendirilerek önceliklendirilmiş bir OPS geçiş modeli kurulmasıdır. Aksi halde çevresel faydası sınırlı, geri dönüş süresi uzun, kullanım oranı düşük ve işletme maliyeti yüksek yatırımlar ortaya çıkabilir (European Parliament and Council, 2023a, 2023b; IEC/IEEE, 2019; Reuters, 2024, 2025b; TÜRKLİM, 2026a) 15 .

c. Finansmana Erişim, Teşvik Mimarisi, Tarife ve Yatırım Geri Dönüşü Sorunu: Üçüncü engel, yeşil enerji dönüşümünün finansmana erişim, teşvik mimarisi, tarife ve yatırım geri dönüşü sorunudur. OPS, elektrikli saha ekipmanları, şarj altyapısı, enerji depolama, trafo ve şalt yatırımları klasik çevre yatırımlarından farklı bir maliyet profiline sahiptir; yüksek sermaye gerektirir, uzun geri dönüş sürelerine sahiptir, kullanım oranına duyarlıdır ve çoğu zaman liman işletmesinin doğrudan kontrol edemediği şebeke bağlantısı, izin süreçleri, enerji arzı ve gemi tarafı kullanım talebi gibi dışsal koşullara bağlıdır.

TÜRKLİM değerlendirmelerinde, tek bir rıhtım için OPS ve buna bağlı trafo/şalt yatırımlarının yaklaşık 10–15 milyon ABD doları mertebesine ulaşabildiği, bazı fizibilitelerde geri ödeme süresinin 11 yılı aşabildiği belirtilmektedir. Bu nedenle mesele yalnız yatırım maliyetinin yüksekliği değil; bu yatırımların bankalar, kalkınma finansmanı kuruluşları, kamu otoriteleri ve özel yatırımcılar açısından finanse edilebilir ve finansman sağlanabilir hale getirilip getirilemeyeceğidir. Şebeke bağlantısı, gemi tarafı kullanım talebi, elektrik tarifesi, tahsis süresi, karbon fiyatı, kamu desteği ve gelir modeli netleşmediği sürece, teknik olarak doğru görünen projeler finansman açısından zayıf kalabilir.

Finansman sorununun diğer boyutu, elektrik tarifesi ve enerji piyasası mevzuatıyla ilgilidir. Limanların elektrik tüketiminde sanayi tesisi, ticarethane veya kritik lojistik altyapı olarak hangi statüde değerlendirileceği; Son Kaynak Tedarik Tarifesi’ne maruz kalıp kalmayacağı; gemiye verilen elektriğin “elektrik satışı” mı yoksa “liman hizmetinin bir parçası” mı sayılacağı yatırım fizibilitesini doğrudan etkilemektedir. Benzer şekilde, lisanssız GES/RES yatırımlarında mahsuplaşma koşulları, dağıtım ve bağlantı bedelleri ile uygulamada artan piyasa maliyetleri, yatırım geri dönüş sürelerini uzatabilmekte ve yenilenebilir enerji yatırımlarının liman işletmeleri açısından cazibesini azaltabilmektedir. Limanlar yüksek elektrik tüketimine sahip, kesintisiz operasyon gerektiren ve dış ticaret açısından kritik altyapılar olduğundan, mevcut enerji piyasası yaklaşımı ile liman işletmeciliğinin ihtiyaçları arasında belirgin bir uyum sorunu bulunmaktadır.

Karbon fiyatlaması, ETS benzeri mekanizmalar veya idari yaptırımlardan doğabilecek gelirlerin yeşil liman yatırımlarına geri döndürülmesine ilişkin açık bir politika çerçevesinin bulunmaması da dönüşüm yatırımlarının finansman tabanını daraltmaktadır. Bu tür gelirlerin genel bütçe içinde erimesi yerine; OPS, ekipman elektrifikasyonu, yenilenebilir enerji, enerji depolama, dijital enerji yönetimi ve doğrulanabilir emisyon azaltım projelerine yönlendirilmesi, yatırım yükünü hafifletebilecek önemli bir politika aracı olarak değerlendirilmelidir.

Avrupa Birliği’nde benzer dönüşüm başlıklarının CEF Transport, Alternative Fuels Infrastructure Facility, Innovation Fund ve diğer yeşil finansman araçlarıyla desteklenmesi, Türk limanları açısından karşılaştırmalı bir rekabet ve politika tasarımı meselesi yaratmaktadır. Avrupa limanları, düzenleyici yükümlülüklerle karşı karşıya kalırken aynı zamanda kamu destekleri, hibe mekanizmaları, alternatif yakıt altyapısı destekleri ve ETS gelirlerinin düşük karbon teknolojilerine yönlendirilmesi gibi araçlarla yatırım riskini azaltabilmektedir. Türk limanlarının ise benzer yatırımları daha yüksek finansman maliyeti, tarife belirsizliği ve daha sınırlı destek mekanizmalarıyla gerçekleştirmesi beklenirse, yeşil dönüşüm hedefleri ekonomik olarak kırılgan hale gelebilir. Bu nedenle Türkiye’de yeşil liman dönüşümü için özel kredi, hibe, vergi teşviki, enerji tarifesi indirimi, uzun vadeli finansman, tahsis süresi uyumu, performansa dayalı destek mekanizmaları ve karbon/ETS benzeri gelirlerin yeşil liman yatırımlarına yönlendirilmesini sağlayacak özel finansman araçları birlikte tasarlanmalıdır (TÜRKLİM, 2026a; CINEA, n.d.; European Commission, n.d.) 16 .

d. Liman Tiplerine Göre Farklılaştırılmamış Düzenleyici Yükümlülükler : Dördüncü engel, yeşil dönüşüm yükümlülüklerinin liman tipleri, yük profilleri, trafik yoğunluğu, gemi uğrak yapısı, şebeke erişimi ve yatırım kapasitesi bakımından yeterince farklılaştırılmamasıdır. Konteyner limanı, kruvaziyer terminali, Ro-Ro tesisi, dökme yük terminali, genel kargo limanı, endüstriyel/fabrika limanı ve küçük ölçekli kıyı tesisi aynı enerji talep eğrisine, aynı operasyon düzenine ve aynı yatırım kapasitesine sahip değildir. Konteyner terminallerinde saha ekipmanları, reefer yükleri, kapı operasyonları ve yüksek hacimli rıhtım trafiği öne çıkarken; kruvaziyer terminallerinde yolcu gemilerinin rıhtımdaki yüksek otel yükü ve liman-kent hava kalitesi etkisi daha belirleyicidir. Ro-Ro terminalleri araç akışı ve kapı yoğunluğu nedeniyle farklı bir enerji ve operasyon profili üretir; dökme ve genel yük terminallerinde ise elleçleme düzeni, ekipman tipi, gemi kalış süreleri ve yük operasyonunun sürekliliği farklılaşır.

Bu nedenle ulusal düzenlemelerde aynı teknik yükümlülüğün; liman tipi, trafik hacmi, gemi uğrak yapısı, operasyon profili ve şebeke erişimi dikkate alınmadan tüm limanlara aynı takvim ve kapsamla uygulanması, bazı tesislerde çevresel getirisi sınırlı fakat maliyeti yüksek yatırımların ortaya çıkmasına neden olabilir. Avrupa Birliği’nin AFIR düzenlemesinde kıyı elektriği yükümlülüğünün liman, gemi türü ve trafik hacmi gibi kriterlerle farklılaştırılması, bu açıdan dikkat çekici bir yaklaşımdır. AFIR, TEN-T kapsamındaki deniz limanlarında kıyı elektriği yükümlülüğünü belirlerken konteyner gemileri, Ro-Ro yolcu gemileri, yüksek hızlı yolcu tekneleri ve diğer yolcu gemileri için farklı uğrak eşikleri öngörmekte; düşük trafik hacmine sahip limanlarda atıl kapasite yaratılmaması gerektiğini de vurgulamaktadır. Her ne kadar 24 Mart 2026 tarihli Kıyı Tesislerine Yeşil Liman Sertifikası Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Kıyı Elektriği sağlama zorunluluğu getirilen Türk Kruvaziyer ve konteyner limanları ile alakalı kapasite eşikleri belirlenmişse de bu yaklaşım, Türkiye bakımından da tek tip yükümlülük yerine liman tipi, trafik kompozisyonu, gemi uğrak yapısı, şebeke erişimi ve beklenen emisyon azaltım etkisine göre kademeli bir geçiş modeli kurulması gerektiğini göstermektedir.

Bazı limanlar açısından OPS veya yüksek kapasiteli şarj altyapısı öncelikli ihtiyaç olabilirken, bazı limanlarda ilk adım enerji verimliliği, ekipman yenilemesi, yenilenebilir enerji entegrasyonu, dijital operasyon optimizasyonu veya hinterland bağlantılarının iyileştirilmesi olabilir. Bu farklılık dikkate alınmadan kurulacak tek tip model, yatırım kararlarını geciktirebilir ve kaynakların en yüksek çevresel fayda sağlayacak alanlara yönelmesini engelleyebilir.

Bu başlık aynı zamanda izin süreçleri, istisna mekanizmaları, süre uzatımları, kusur temelli ceza yaklaşımı ve orantılılık ilkesiyle doğrudan ilişkilidir. Liman işletmesinin kendi kontrolünde olan gecikmeler ile şebeke bağlantısı, belediye izinleri, kamu onay süreçleri, gemi tarafı hazırlık eksikliği veya tedarik zinciri gecikmeleri gibi işletmenin doğrudan kontrol edemediği nedenler birbirinden ayrılmalıdır. Ceza mekanizmasının kusur temelli ve orantılı tasarlanması, çevresel hedefi zayıflatmaz; aksine yatırımcı güvenini artırır, projeleri daha öngörülebilir hale getirir ve düzenlemenin sahada uygulanabilirliğini güçlendirir (European Parliament and Council, 2023a; TÜRKLİM, 2026a) 17 .

e. Terminal İçi Operasyonel Dönüşüm ve Hinterland Entegrasyonu: Beşinci engel, terminal içi operasyonların yalnız ekipman elektrifikasyonu yoluyla değil; enerji yönetimi, dijitalleşme, operasyon planlaması ve hinterland bağlantılarıyla birlikte dönüştürülmesi gerekliliğidir. Liman içi yeşil enerji dönüşümü, elektrikli veya hibrit ekipman satın almakla tamamlanamaz. Lastik tekerlekli saha vinci (rubber tyred gantry-RTG), raylı saha vinci (rail mounted gantry-RMG), gemiden sahaya vinçler, saha traktörleri, forkliftler, mobil vinçler, istif ekipmanları, reefer sahaları, şarj altyapısı, batarya yönetimi, yedek güç sistemleri ve operasyon vardiya planlaması bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ekonomik ömrünü tamamlamamış ekipmanların erken hurdaya ayrılması yerine, uygun ekipmanlarda güçlendirme/dönüştürme (retrofit), hibrit kullanım veya kademeli yenileme seçenekleri değerlendirilmelidir.

Reefer kapasitesi bu dönüşümün özel dikkat gerektiren alanlarından biridir. Soğutmalı konteyner yüklerinde yalnız bağlantı istasyonu sayısını artırmak yeterli değildir; aynı anda oluşan elektrik çekişi, pik yük etkisi, enerji kalitesi, yedek güç ihtiyacı, şebeke kapasitesi, talep yönetimi ve enerji maliyeti birlikte analiz edilmelidir. Aksi halde terminal içinde elektrikli altyapı kurulmuş olsa bile, pik yük yönetimi ve operasyonel enerji planlaması beklenen verimlilik etkisini sınırlayabilir.

Dijitalleşme bu dönüşümün tamamlayıcı bir teknoloji bileşeni olmaktan öte, enerji ve emisyon yönetiminin operasyonel omurgasıdır. Liman Topluluk Sistemi (Port Community System-PCS), dijital ikiz, ekipman izleme sistemleri, kapı randevu uygulamaları, tam zamanında varış (Just-in-Time Arrival-JIT) ve saha optimizasyon yazılımları; liman içindeki enerji tüketimini, ekipman hareketlerini, rıhtım kullanımını, gemi bekleme sürelerini, kamyon giriş-çıkışlarını ve hinterland akışlarını ölçülebilir hale getirir. Ölçülemeyen operasyon yönetilemeyeceği için, bu sistemler yeşil dönüşümün yalnız dijital destek araçları değil, doğrudan emisyon azaltım mekanizmalarıdır.

Örneğin dijital rıhtım planlama ve JIT uygulamaları gemilerin demirde bekleme süresini azaltarak yakıt tüketimini ve emisyonları düşürebilir. Kapı randevu sistemleri ve PCS uygulamaları kamyon kuyruklarını, boş beklemeleri ve gereksiz şehir trafiğini azaltabilir. Ekipman izleme ve saha optimizasyon sistemleri ise boş ekipman hareketlerini, gereksiz vinç/araç kullanımını, pik enerji tüketimini ve operasyon içi verimsizlikleri sınırlayabilir. Dijital ikiz ve enerji yönetim sistemleri, reefer sahaları, elektrikli ekipman şarjı, batarya kullanımı ve yenilenebilir enerji entegrasyonunun aynı anda planlanmasına imkân verir.

Bu nedenle terminal ekipmanlarının elektrikli hale getirilmesi, tek başına yeşil dönüşümün beklenen çevresel etkisini üretmeye yetmez. Elektrifikasyonun gerçek faydası; operasyonel verimlilik, enerji optimizasyonu, rıhtım ve saha planlaması, kapı yönetimi, düşük karbonlu hinterland bağlantıları ve doğrulanabilir emisyon verisiyle birlikte ele alındığında ortaya çıkar. Bu çerçevede yeşil enerji dönüşümü, terminal sahası ile demiryolu, karayolu, kuru limanlar, lojistik merkezler ve şehir trafiği arasındaki bağlantıyı kapsayan bütüncül bir dijital-operasyonel dönüşüm olarak değerlendirilmelidir (TÜRKLİM, 2026a, 2026b; Heilig, Stahlbock, & Voß, 2019; Klar, Fredriksson, & Angelakis, 2023) 18 .

f. Veri, Karbon Muhasebesi, MRV ve Sertifikasyon Kapasitesi Eksikliği: Altıncı engel, veri, karbon muhasebesi, ölçme-raporlama-doğrulama (measurement, reporting and verification-MRV) ve sertifikasyon kapasitesidir. Limanlarda sera gazı envanterinin güvenilir hale gelmesi için öncelikle emisyon sınırlarının açık biçimde tanımlanması gerekir. Kapsam-1, liman işletmesinin doğrudan kontrol ettiği yakıt tüketimi ve ekipman kaynaklı emisyonları; Kapsam-2, satın alınan veya edinilen elektrik, ısı, buhar ve soğutmadan kaynaklanan dolaylı emisyonları; Kapsam-3 ise gemilerin liman uğrakları, demirde bekleme, kara tarafı taşıma, taşeron faaliyetleri, tedarik zinciri ve hinterland bağlantıları gibi limanın değer zincirinde gerçekleşen, ancak liman işletmesinin mülkiyetinde veya doğrudan kontrolünde olmayan diğer dolaylı emisyonları ifade eder.

Bu ayrım, limanların hangi emisyonları doğrudan azaltabileceğini, hangilerini ise politika, teşvik, sözleşme yönetimi, iş birliği ve veri paylaşımı yoluyla etkileyebileceğini göstermesi bakımından kritiktir. Liman işletmeleri açısından ilk yönetilebilir alan çoğu zaman Kapsam-1 ve Kapsam-2’dir. Bununla birlikte limanların gerçek çevresel etkisinin anlaşılabilmesi için gemi uğrakları, OPS kullanımı, demirde bekleme süreleri, kapı yoğunluğu, kara taşımacılığı ve hinterland bağlantıları gibi kritik Kapsam-3 başlıklarının da ortak metodolojiyle izlenmesi gerekir.

Denizcilikte buna ek olarak “kuyudan-pervaneye” kadar emisyon (Well-to-Wake-WtW) ile “depodan-pervaneye” kadar emisyon (Tank-to-Wake-TtW) ayrımı giderek önem kazanmaktadır. WtW yaklaşımı yakıtın üretimi, taşınması, dağıtımı ve gemide kullanımını kapsayan tüm yaşam döngüsü etkisini dikkate alırken; TtW yaklaşımı gemi yakıt tankından egzoz veya itki sistemine kadar olan kullanım aşamasındaki emisyonlara odaklanır. IMO’nun yaşam döngüsü sera gazı yoğunluğu rehberleri ve FuelEU Maritime gibi düzenlemeler, deniz yakıtlarının emisyon performansının WtW temelli değerlendirilmesini güçlendirmektedir. Türkiye’de liman bazlı, karşılaştırılabilir, doğrulanabilir ve standartlaştırılmış Kapsam 1-2-3 veri setlerinin sınırlı olması, hem kamu politikasının hassasiyetini hem de yatırım önceliklerinin doğruluğunu zayıflatmaktadır. Güvenilir veri olmadan hangi yatırımın ne kadar emisyon azaltacağı, hangi liman tipinde hangi önlemin öncelikli olacağı ve kamu desteklerinin hangi alana yönlendirilmesi gerektiği sağlıklı biçimde belirlenemez (WRI & WBCSD, 2004, 2011, 2015; ISO, 2018; International Maritime Organization, 2024; European Parliament and Council, 2023) 19 .

g. İnsan Kaynağı, Emniyet Kültürü ve Yeni Enerji Teknolojilerine Hazırlık: Yedinci engel, yeşil dönüşüm yatırımlarının güvenli, kesintisiz, verimli ve ölçülebilir biçimde işletilmesini sağlayacak insan kaynağı, emniyet kültürü ve kurumsal kapasitenin yeterince gelişmemiş olmasıdır. Yeşil enerji dönüşümü yalnız ekipman, enerji altyapısı veya sertifikasyon meselesi değildir; yüksek gerilim sistemleri, batarya depolama, OPS bağlantısı, elektrikli ekipman bakımı, mikrogrid yönetimi, dijital enerji yönetimi, siber güvenlik, alternatif yakıt elleçleme, bunkering prosedürleri ve acil müdahale kapasitesi bakımından yeni yetkinlikler gerektirmektedir. Bu yetkinlikler oluşturulmadan yapılacak yatırımlar, teknik olarak kurulmuş olsa bile güvenli ve sürdürülebilir biçimde işletilemeyebilir.

İnsan kaynağı eksikliği, yeşil dönüşümün uygulanabilirliğini doğrudan etkileyen bir risk alanıdır. Yüksek gerilimli OPS sistemlerinin hatalı işletilmesi, batarya depolama alanlarında yangın ve termal kaçak risklerinin doğru yönetilememesi, elektrikli ekipmanların bakım sürekliliğinin sağlanamaması, dijital enerji sistemlerinin siber güvenlik açıklarına karşı korunamaması veya alternatif yakıt elleçleme süreçlerinde emniyet prosedürlerinin yetersiz kalması, yatırımın çevresel faydasını azaltabileceği gibi ciddi operasyonel ve hukuki riskler de doğurabilir. Bu nedenle mühendislik, bakım-onarım, operasyon, iş sağlığı ve güvenliği, çevre yönetimi, veri analitiği, siber güvenlik, acil müdahale ve emniyet yönetimi alanlarında nitelikli personel yetiştirilmesi, yeşil dönüşümün tamamlayıcı unsuru değil, temel ön koşulu olarak görülmelidir.

Ayrıca bu yetkinliklerin kurumsal süreklilik kazanabilmesi için standart eğitim, belgelendirme ve sertifikasyon çerçevesinin oluşturulması gerekmektedir. OPS işletimi, yüksek gerilim güvenliği, batarya depolama sistemleri, alternatif yakıt elleçleme, bunkering prosedürleri, dijital enerji yönetimi, siber güvenlik ve acil müdahale alanlarında limanlar arasında ortak asgari yetkinlik standartlarının bulunmaması, yatırımların güvenli ve sürdürülebilir işletimini zorlaştırabilir. Bu nedenle insan kaynağı kapasitesi, yalnız kurum içi tecrübe aktarımına bırakılmamalı; kamu otoriteleri, üniversiteler, mesleki eğitim kurumları, klas kuruluşları ve sektör temsilcileriyle birlikte geliştirilecek modüler eğitim ve sertifikasyon programlarıyla desteklenmelidir.

Alternatif yakıtlar, bu başlık altında insan kaynağı ve emniyet kültürüyle en doğrudan bağlantılı teknik belirsizlik alanlarından biridir. Sıvılaştırılmış doğal gaz (liquefied natural gas-LNG), metanol, amonyak, hidrojen, biyoyakıtlar ve sentetik yakıtlar aynı olgunluk, maliyet, güvenlik, tedarik ve altyapı seviyesinde değildir. LNG mevcut teknoloji ve yakıt altyapısı bakımından daha erişilebilir bir geçiş yakıtı olarak öne çıkmakla birlikte; metan kaçağı, yaşam döngüsü emisyonları ve uzun vadeli karbon kilidi riski nedeniyle dikkatle değerlendirilmelidir. Metanol ve amonyak gibi düşük karbonlu seçeneklerde ise üretim ölçeği, yakıt bulunabilirliği, fiyat rekabeti, gemi motor teknolojisi, depolama, bunkering, toksisite, yanıcılık, korozyon, emniyet mesafeleri, izin süreçleri ve acil müdahale prosedürleri hâlen belirleyici sınırlardır. Bu nedenle alternatif yakıt altyapısı yatırımları yalnız küresel eğilime bakılarak değil; limanın gemi trafiği, bölgesel yakıt talebi, güvenlik kapasitesi, insan kaynağı yetkinliği, tedarik zinciri güvenilirliği, yaşam döngüsü emisyon etkisi ve yerel acil müdahale kapasitesi dikkate alınarak planlanmalıdır.

Yenilenebilir enerji seçenekleri de yeni enerji teknolojilerine hazırlık başlığının önemli bir parçasıdır. Güneş enerjisi santrali (GES), kara ve denizüstü rüzgâr enerjisi santralleri, biyokütle, uygun olduğu ölçüde hidroelektrik kaynaklı elektrik tedariki, uzun vadeli elektrik alım anlaşmaları (power purchase agreement-PPA), menşe garantisi ve yeşil elektrik sertifikaları limanlar için önemli fırsatlar sunmaktadır. Ancak bu araçların etkili olabilmesi için limanların enerji yönetimi, üretim-tüketim eşleşmesi, depolama, şebeke bağlantısı, yangın ve iş güvenliği, veri doğrulama ve sertifika beyanı konularında yeterli kurumsal kapasiteye sahip olması gerekir. Lisanssız yenilenebilir enerji yatırımlarında mahsuplaşma koşulları, dağıtım/iletim bedelleri, bağlantı maliyetleri ve uygulamada artan piyasa maliyetleri yatırım geri dönüş sürelerini uzatabilmekte; bu durum özellikle yüksek ve kesintisiz elektrik tüketen liman işletmeleri açısından yerinde üretim yatırımlarının cazibesini azaltabilmektedir. Bu nedenle yenilenebilir enerji yatırımları yalnız kurulu güç kapasitesi üzerinden değil; tüketim profili, mahsuplaşma imkânı, bağlantı maliyeti, depolama ihtiyacı, enerji tedarik güvenliği ve uzun vadeli maliyet yapısı birlikte değerlendirilerek planlanmalıdır.

Yeşil elektrik sertifikaları veya menşe garantileri, raporlama ve tedarik stratejisi bakımından değerli araçlardır; ancak liman sahasında fiilen gerçekleşen enerji verimliliği, elektrifikasyon, yenilenebilir üretim ve emisyon azaltımıyla karıştırılmamalıdır. Sertifika temelli beyan, fiziksel emisyon azaltımının yerine geçmemeli; limanın gerçek performansını destekleyen tamamlayıcı bir unsur olarak kullanılmalıdır.

Bu nedenle limanların bugün her yakıt ve her enerji teknolojisi için eş zamanlı ve büyük ölçekli altyapı yatırımı yapması rasyonel değildir. Daha sağlıklı yaklaşım; liman tipi, gemi trafiği, bölgesel yakıt talebi, yenilenebilir enerji erişimi, şebeke kapasitesi, emniyet riski, insan kaynağı yetkinliği ve finansman imkânı üzerinden pilot uygulamalarla ilerlemektir. Böyle bir yaklaşım, yanlış zamanlanmış yatırımların teknoloji kilitlenmesi, atıl varlık, işletme riski ve güvenlik açığı üretmesini önler (TÜRKLİM, 2026a, 2026b; International Maritime Organization, 2024; Reuters, 2024a, 2025a; IRENA, 2025) 20 .

4. Çözüm çerçevesi

Türk limanlarında yeşil enerji dönüşümüne yönelik çözüm seti, yalnızca kurulacak teknik cihazların, satın alınacak ekipmanların veya alınacak sertifikaların listesi olarak görülmemelidir. Bu dönüşümün başarısı; liman işletmeleri, gemi operatörleri, enerji otoriteleri, iletim-dağıtım şirketleri, finansman kuruluşları, düzenleyici kurumlar, yerel yönetimler, yük sahipleri ve doğrulayıcı kuruluşlar arasında kurulacak uyumlu bir uygulama mimarisine bağlıdır. Bu nedenle çözüm çerçevesi, engeller bölümünde ortaya konulan yedi ana sorun alanını karşılayacak şekilde; şebeke ve enerji altyapısı, liman-gemi uyumu, finansman ve teşvik mimarisi, düzenleyici farklılaştırma, terminal içi operasyonel dönüşüm, veri-MRV sistemi, insan kaynağı ve alternatif yakıt kapasitesini birlikte ele almalıdır.

Bu yaklaşım, yeşil dönüşümü parçalı yatırımlar toplamı olmaktan çıkarır; uygulanabilir, finanse edilebilir, ölçülebilir ve sektör rekabetini destekleyen bir politika ve yatırım programına dönüştürür. Aşağıdaki altı adımlı çözüm çerçevesi, yedi engel setini birbirini tamamlayan bir uygulama zinciri içinde karşılamayı amaçlamaktadır.

a. Ulusal Liman Enerji Koordinasyonu ve Bölgesel Şebeke Planlaması

İlk adım, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Türkiye Elektrik İletim A.Ş., dağıtım şirketleri, liman başkanlıkları, yerel yönetimler ve sektör temsilcilerini kapsayan kalıcı bir Ulusal Liman Enerji Koordinasyon Mekanizması kurulmasıdır. Söz konusu mekanizma yalnızca danışma kurulu niteliğinde kalmamalı; liman bazlı enerji ana planlarını, bağlantı kapasitesi ihtiyaçlarını, trafo/şalt yatırımlarını, kablo güzergâhlarını, belediye izinlerini, kazı süreçlerini ve yerel altyapı kısıtlarını eşleştiren çalışan bir karar platformu olarak tasarlanmalıdır. Planlama süreci bağlantı kapasitesiyle sınırlı tutulmamalı; her liman için şebekeden temin, yerinde yenilenebilir üretim, uzun vadeli elektrik alım anlaşmaları, depolama destekli yapı ve hibrit enerji tedarik modeli seçeneklerini de içermelidir.

Mekanizmanın temel amacı, şebeke kapasitesi, enerji tedarik modeli ve mekânsal altyapı kısıtlarından kaynaklanan ilk engeli yönetilebilir hale getirmektir. OPS, elektrikli saha ekipmanları, reefer yükleri, şarj altyapısı, batarya depolama ve yenilenebilir enerji entegrasyonu, limanların elektrik talebini hem toplam tüketim hem de pik güç ihtiyacı bakımından artıracaktır. Dolayısıyla liman yatırımları ile iletim-dağıtım yatırımları aynı takvim içinde planlanmalı; Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz gibi bölgesel yoğunlaşma alanları için ayrı güç kapasitesi projeksiyonları hazırlanmalıdır.

Bu adımın somut çıktısı, her liman için yalnızca mevcut elektrik tüketimini değil; 2030 ve 2040 perspektifinde oluşacak OPS, reefer, ekipman elektrifikasyonu, depolama ve yenilenebilir enerji talebini de içeren bir enerji yol haritası olmalıdır. Böylece liman içi yatırım tamamlandığında elektriğin zamanında, yeterli kapasitede ve öngörülebilir ekonomik koşullarla erişilebilir olup olmayacağı daha baştan görülebilir.

b. Liman Tiplerine Göre Farklılaştırılmış ve Orantılı Yeşil Liman Geçiş Modeli

İkinci adım, Yeşil Liman rejiminin uygulanabilirlik, orantılılık ve liman tiplerine göre farklılaştırma ilkeleriyle güçlendirilmesidir. Düzenleme hedeflerinden geri adım atılmamalı; ancak yükümlülükler her liman için aynı takvim, aynı kapsam ve aynı teknik zorunlulukla uygulanmamalıdır. Konteyner limanları, kruvaziyer terminalleri, Ro-Ro tesisleri, dökme yük terminalleri, genel kargo limanları, endüstriyel/fabrika limanları ve küçük ölçekli kıyı tesisleri aynı enerji talep eğrisine, aynı operasyon düzenine ve aynı yatırım kapasitesine sahip değildir.

Bu nedenle geçiş modeli; liman tipi, yük profili, gemi uğrak yapısı, trafik yoğunluğu, şebeke erişimi, kentle ilişki, mevcut altyapı kapasitesi ve beklenen emisyon azaltım potansiyeline göre kademelendirilmelidir. Bazı limanlar için OPS ve yüksek kapasiteli şarj altyapısı öncelikli çözüm olabilirken, bazı limanlarda ilk adım enerji verimliliği, ekipman dönüşümü, dijital operasyon optimizasyonu, yenilenebilir enerji entegrasyonu veya hinterland bağlantılarının iyileştirilmesi olabilir.

Bu çerçevede başvuru, istisna, ara uyum, süre uzatımı ve yaptırım süreçleri açık biçimde tanımlanmalıdır. Liman işletmesinin kendi kontrolünde olan gecikmeler ile şebeke bağlantısı, kamu izinleri, belediye süreçleri, gemi tarafı hazırlığı veya tedarik zinciri sorunları gibi işletmenin doğrudan kontrol edemediği gecikmeler birbirinden ayrılmalıdır. Ceza mekanizmasının kusur temelli ve orantılı tasarlanması, çevresel hedefi zayıflatmaz; aksine yatırımcı güvenini artırır, projeleri daha öngörülebilir hale getirir ve Yeşil Liman rejiminin sahada daha adil, uygulanabilir ve sürdürülebilir biçimde işlemesini sağlar.

c. Finansmana Erişim, Teşvik Mimarisi ve Enerji Ekonomisinin Yeniden Düzenlenmesi

Üçüncü adım, yeşil liman dönüşümünü finanse edilebilir hale getirecek teşvik mimarisini kurmak ve enerji ekonomisini liman gerçekliğiyle uyumlu hale getirmektir. OPS, elektrikli saha ekipmanları, şarj altyapısı, enerji depolama, trafo, şalt, yenilenebilir enerji ve dijital enerji yönetimi yatırımları yüksek sermaye gerektirdiğinden, bu dönüşüm yalnız işletmelerin öz kaynaklarıyla veya piyasa koşullarındaki ticari kredilerle sürdürülebilir biçimde ilerleyemez. Ayrıca bu tür uzun vadeli yatırımlarda tahsis veya kullanım hakkı sürelerinin yatırım geri dönüş süresiyle uyumlu hale getirilmesi gerekir. Aksi halde teknik olarak gerekli ve çevresel açıdan doğru görünen yatırımlar, yatırımcı ve finansman kuruluşları açısından finansman sağlanabilir olmaktan uzaklaşabilir.

Bu çerçevede düşük faizli ve uzun vadeli kredi hatları, yatırım hibeleri, vergi indirimleri, kamu kesintilerinin azaltılması, performansa dayalı destekler, ulusal ve uluslararası teşvik programları, kalkınma finansmanı kaynakları ile karbon/ETS benzeri gelirlerin ve idari ceza gelirlerinin yeşil liman yatırımlarına geri döndürülmesi gibi araçlar birlikte tasarlanmalıdır. Destek mimarisi, yalnızca yatırım maliyetini azaltmaya odaklanmamalı; OPS kullanımını gemi işletmecileri açısından ekonomik olarak cazip hale getirecek tarife ve fiyatlama mekanizmalarını da içermelidir. Sahil elektriği maliyeti, geminin limanda yardımcı makine çalıştırarak katlanacağı yakıt maliyeti ile karbon maliyeti/ETS yükümlülüğü toplamı karşısında rekabetçi hale gelmediği sürece, liman tarafında kurulacak OPS altyapısının yeterli kullanım talebi üretmesi zorlaşacaktır. Limancılık sektörü; dış ticarete, hizmet ihracatına, döviz kazandırıcı faaliyetlere, tedarik zinciri sürekliliğine ve kritik lojistik altyapıya yaptığı katkı nedeniyle, ulusal teşvik sisteminde imalat sanayisinin tamamlayıcısı olarak değil, stratejik bir dönüşüm sektörü olarak değerlendirilmelidir.

Finansman mimarisi, enerji tarifesi ve enerji piyasası düzenlemeleriyle desteklenmediği sürece yatırım geri dönüşü zayıf kalacaktır. Limanların sanayi tarifesi veya eşdeğeri bir “kritik lojistik altyapı tarifesi” kapsamına alınması, Son Kaynak Tedarik Tarifesi kaynaklı maliyet oynaklığının azaltılması ve OPS hizmetinin elektrik satışı yerine liman hizmetinin bir bileşeni olarak tanımlanması gerekir. Bununla birlikte lisanssız GES/RES, öz tüketim, mahsuplaşma ve uygulanabilir diğer enerji tedarik modellerinin limanlar için açık bir rejime bağlanması, özellikle Kapsam 2 emisyonlarının düşürülmesi ve yatırım geri dönüşünün kısaltılması bakımından önem taşır.

Sertifika temelli yeşil elektrik beyanı tek başına yeterli görülmemelidir. Enerji satın alma anlaşmaları (power purchase agreement-PPA), YEK-G/I-REC ve benzeri sertifika mekanizmaları raporlama ve tedarik stratejisini desteklemeli; ancak liman sahasında fiilen gerçekleşen enerji verimliliği, elektrifikasyon, yenilenebilir üretim ve emisyon azaltımının yerine geçecek araçlar olarak değerlendirilmemelidir. Böylece üçüncü engel seti olan finansmana erişim, tarife, teşvik ve yatırım geri dönüşü sorunu daha doğrudan ve uygulanabilir bir politika çerçevesiyle karşılanmış olur.

d. OPS Yatırımlarında Liman-Gemi Talep Eşleşmesi ve Önceliklendirilmiş Pilot Model

Dördüncü adım, OPS yatırımlarının talep temelli ve liman-gemi uyumunu esas alan bir modelle planlanmasıdır. OPS yatırımlarında temel sorun yalnız liman tarafına altyapı kurulması değildir; limana uğrayan gemilerin teknik olarak bağlantıya hazır olması, bu bağlantıyı fiilen kullanması ve oluşacak enerji talebinin yatırım ölçeğini desteklemesidir. Bu nedenle OPS, tüm limanlara aynı hızda ve aynı kapsamda uygulanacak tek tip bir altyapı yatırımı olarak değil, liman tipi ve gemi trafiği üzerinden önceliklendirilmesi gereken bir dönüşüm alanı olarak ele alınmalıdır.

Öncelik; yüksek çevresel etki, yüksek kullanım olasılığı ve şehir/liman hava kalitesi etkisi taşıyan kruvaziyer, konteyner ve uygun Ro-Ro terminallerine verilmelidir. Rıhtım seçimi; gemi uğrak sayısı, yanaşma süresi, gemi filosunun OPS hazır oluşu, 50/60 Hz frekans ihtiyacı, şebeke bağlantı imkânı, rıhtım başına beklenen elektrik talebi ve emisyon azaltım potansiyeli üzerinden yapılmalıdır.

Aynı zamanda gemi tarafı retrofitleri için destek, OPS kullanan gemilere liman ücretlerinde indirim, yeşil hat anlaşmaları, düzenli hat operatörleriyle kullanım taahhütleri ve pilot liman-hat eşleştirmeleri liman tarafındaki yatırımın kullanım oranını yükseltebilir. AB düzenlemelerinde olduğu gibi liman tarafı altyapı yükümlülüğü ile gemi tarafı kullanım yükümlülüğü aynı politika paketinin parçaları olarak görülmelidir. Böylece OPS yatırımlarında atıl kapasite riski azaltılır, yatırım geri dönüşü güçlenir ve çevresel fayda daha ölçülebilir hale gelir.

e. Terminal İçi Operasyonel Dönüşüm, Dijitalleşme ve Hinterland Entegrasyonu

Beşinci adım, terminal içindeki ekipman dönüşümünü enerji planlaması, dijital operasyon yönetimi ve hinterland entegrasyonuyla birlikte ele almaktır. Liman içi yeşil enerji dönüşümü, yalnız elektrikli veya hibrit ekipman satın alınarak tamamlanamaz. Lastik tekerlekli saha vinci (rubber tyred gantry-RTG), raylı saha vinci (rail mounted gantry-RMG), gemiden sahaya vinçler, saha traktörleri, forkliftler, mobil vinçler, istif ekipmanları, reefer sahaları, şarj altyapısı, batarya yönetimi, yedek güç sistemleri ve operasyon vardiya planlaması bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Ekonomik ömrünü henüz tamamlamamış ekipmanların erken hurdaya ayrılması yerine; uygun ekipmanlarda güçlendirme/dönüştürme (retrofit), hibrit kullanım veya kademeli yenileme seçenekleri değerlendirilmelidir. Soğutmalı konteyner yükleri için yalnız priz sayısını artırmak yeterli değildir. Reefer talebinin hangi dönemlerde yoğunlaştığı, aynı anda oluşan elektrik çekişinin şebekeye etkisi, pik yük yönetimi, yedek güç ihtiyacı ve enerji maliyeti birlikte analiz edilmelidir. Bu nedenle reefer sahalarında talep yönetimi, kapasite planlaması ve enerji izleme sistemi kurulmalıdır.

Dijitalleşme bu dönüşümün ayrı bir teknoloji başlığı değil, enerji ve emisyon yönetiminin operasyonel aracıdır. Liman Topluluk Sistemi (Port Community System-PCS), dijital ikiz, kapı randevu sistemi, ekipman izleme verileri, saha optimizasyon yazılımları ve tam zamanında varış (Just-in-Time Arrival-JIT) uygulamaları; yakıt tüketimi, elektrik tüketimi, bekleme süreleri, boş ekipman hareketleri ve emisyon azaltımı hedefleriyle ilişkilendirilmelidir. Çünkü gemilerin demirde bekleme süresi, kara tarafındaki kapı yoğunluğu, kamyon kuyrukları, gereksiz saha hareketleri ve düşük verimli hinterland bağlantıları azaltılmadan yalnız terminal ekipmanlarını elektrikli hale getirerek beklenen çevresel ve operasyonel faydanın tamamı elde edilemez.

Bu nedenle yeşil enerji dönüşümü, terminal sahası ile demiryolu, karayolu, kuru limanlar, lojistik merkezler ve şehir trafiği arasındaki bağlantıyı da kapsayan bütüncül bir operasyon dönüşümü olarak ele alınmalıdır.

f. Ölçülebilirlik, Sertifikasyon, İnsan Kaynağı ve Alternatif Yakıt Kapasitesinin Kurumsallaştırılması

Altıncı adım, dönüşümün ölçülebilirliğini ve uzun vadeli kurumsal kapasitesini güçlendirmektir. Türkiye için ulusal liman karbon muhasebesi rehberi hazırlanmalı; Kapsam 1, Kapsam 2 ve kritik Kapsam 3 başlıkları için ortak veri standardı, emisyon faktörleri ve raporlama şablonu oluşturulmalıdır. ISO 14064-1 ve GHG Protocol temel çerçeveyi sunmakla birlikte, liman sektörü için bu çerçeveye ilave operasyonel göstergeler eklenmelidir. Ton başına enerji tüketimi, TEU başına emisyon, rıhtım başına OPS kullanım oranı, kamyon bekleme süresi, demirde bekleme süresi, ekipman elektrifikasyon oranı, yenilenebilir elektrik tedarik payı ve demiryolu/intermodal pay gibi göstergeler düzenli olarak izlenmelidir.

Sertifikasyonun değeri belge sayısıyla değil, bu göstergelerde sağlanan ölçülebilir iyileşmeyle değerlendirilmelidir. Yeşil Liman sertifikasyonu, yalnız idari uygunluk kontrolü olarak değil; emisyon azaltımının, enerji verimliliğinin, operasyonel performansın ve finansman erişiminin güvenilir veriye dayalı aracı haline getirilmelidir. Bu nedenle doğrulayıcı kuruluş kapasitesi, veri kalitesi, dijital raporlama altyapısı ve kamuya veya kuruma açık karşılaştırılabilir göstergeler dönüşümün ayrılmaz parçası olarak ele alınmalıdır.

Bu adım aynı zamanda insan kaynağı, emniyet kültürü ve alternatif yakıt kapasitesini de kapsamalıdır. Yüksek gerilim sistemleri, batarya depolama, OPS bağlantısı, elektrikli ekipman bakımı, mikrogrid yönetimi, dijital enerji yönetimi, siber güvenlik, alternatif yakıt elleçleme, bunkering prosedürleri ve acil müdahale kapasitesi yeni yetkinlikler gerektirmektedir. Bu nedenle insan kaynağı geliştirme programları, yatırım tamamlandıktan sonra yürütülecek destekleyici faaliyetler olarak değil; OPS, batarya depolama, alternatif yakıt elleçleme, dijital enerji yönetimi ve acil müdahale kapasitesinin güvenli işletimi için ön koşul olarak tasarlanmalıdır. Bu çerçevede limanlar, üniversiteler, mesleki eğitim kurumları, klas kuruluşları, acil müdahale birimleri ve kamu otoriteleri arasında modüler eğitim ve sertifikasyon programları geliştirilmelidir.

Alternatif yakıtlar bakımından LNG, metanol, amonyak, hidrojen, biyoyakıtlar ve sentetik yakıtlar aynı olgunluk, maliyet, güvenlik, tedarik ve altyapı seviyesinde değildir. Bu nedenle limanların her yakıt ve her enerji teknolojisi için eş zamanlı ve büyük ölçekli altyapı yatırımı yapması rasyonel değildir. Daha sağlıklı yaklaşım; liman tipi, gemi trafiği, bölgesel yakıt talebi, yenilenebilir enerji erişimi, şebeke kapasitesi, insan kaynağı yetkinliği, emniyet riski ve finansman imkânı üzerinden pilot uygulamalarla ilerlemektir. Böyle bir yaklaşım, yanlış zamanlanmış yatırımların teknoloji kilitlenmesi, atıl varlık ve güvenlik riski üretmesini önler.

Tablo 2. Öncelikli engeller, politika araçları ve izleme ölçütleri

Tablo, sektör notları ve uluslararası düzenleyici çerçeve üzerine kurulmuştur (TÜRKLİM, 2026a, 2026b; European Parliament & Council, 2023a, 2023b; GHG Protocol, 2026).

5. Aşamalı yol haritası

a. Kısa vadede, yani 2026–2028 döneminde, fiziksel yatırım yarışından önce ölçme ve hizalama dönemi yaşanmalıdır. Mevzuat rehberleri yayımlanmalı; liman bazlı emisyon ve enerji envanterleri hazırlanmalı; OPS kapsamındaki limanlar için enerji ana planları çıkarılmalı; teknik destek havuzu kurulmalı ve ilk pilot rıhtımlar seçilmelidir. Aynı dönemde finansman tarafında Yeşil Liman Dönüşüm Fonu tasarlanmalı; sertifikasyon ve dijital başvuru sistemi çalışır hale getirilmelidir. Bu evre, yatırım öncesi kurumsal hazırlık safhasıdır (TÜRKLİM, 2026a; Türkiye limanlarında yeşil dönüşümünün önündeki engeller ve çözüm önerileri, 2026).

b. Orta vadede, 2028–2035 arasında, pilotlardan ölçek büyütmeye geçilmelidir. Kruvaziyer, konteyner ve uygun Ro-Ro terminallerinde OPS kademeli devreye alınmalı; ekipman elektrifikasyonu yenileme döngüsüyle uyumlu ilerlemeli; yerinde yenilenebilir üretim, PPA, depolama ve mikrogrid modelleri yaygınlaştırılmalı; tarife ve mahsuplaşma düzenlemeleri sahadaki sonuçlara göre revize edilmelidir. Aynı dönemde PCS, dijital ikiz ve JIT araçları emisyon göstergeleriyle bütünleştirilmeli; demiryolu ve kuru liman bağlantıları düşük karbonlu hinterland stratejisinin omurgası haline getirilmelidir (TÜRKLİM, 2026b).

c. Uzun vadede, 2035–2053 döneminde, limanlar yalnız enerji tüketen değil, enerji yöneten ve karbon verisi üreten altyapılar haline gelmelidir. Alternatif yakıt yatırımları bu evrede de “her limana her yakıt” mantığıyla değil; risk-temelli pilotlar ve bölgesel talep analiziyle ilerlemelidir. Başarı göstergesi rıhtım sayısı ya da belge sayısı değil, emisyon yoğunluğu, enerji yoğunluğu, bekleme süreleri, demiryolu/intermodal pay ve yatırım öngörülebilirliğindeki iyileşme olmalıdır. Bu yaklaşım, hem 2050 civarı net sıfır uluslararası yönelimiyle hem de Türkiye’nin 2053 ufkuyla daha uyumlu bir liman ekosistemi kurabilir (IMO, 2026; European Commission, 2026a; TÜRKLİM, 2026b).

6. Sonuç

Türk limanlarında yeşil enerji dönüşümünün önündeki en büyük engel, yaygın kanaatin aksine, teknolojiye erişim eksikliği değildir. Piyasada OPS, elektrikli terminal ekipmanı, enerji depolama, yenilenebilir üretim, dijital emisyon izleme ve alternatif yakıt çözümleri vardır. Sorun, bunların aynı zaman çizelgesinde, aynı yatırım mantığında ve aynı kurumsal eşgüdüm içinde bir araya getirilememesidir. Şebeke planlaması liman yatırımından kopuk, liman yatırımı gemi tarafı talepten kopuk, enerji piyasası düzeni saha gerçekliğinden kopuk, veri standardı ise finansman ve denetimden kopuk kaldığında dönüşüm doğal olarak yavaşlar (Türkiye limanlarında yeşil dönüşümünün önündeki engeller ve çözüm önerileri, 2026; TÜRKLİM, 2026a).

Bu nedenle Türk limancılığı için doğru politika, her limana aynı yükümlülüğü yükleyen teknikçi bir uyum rejimi değildir. Doğru politika; liman tipini, gemi trafiğini, şebeke gücünü, finansman kapasitesini, kent etkisini ve ölçülebilir emisyon düşüşünü birlikte okuyan segment bazlı bir geçiş modelidir. Böyle bir model sanayi tarifesi benzeri enerji düzenlemeleriyle, ETS benzeri gelirlerin sektöre geri döndüğü finansman araçlarıyla, ortak MRV altyapısıyla ve liman-gemi-şebeke arasında kurumsal eşgüdümle desteklenirse, dönüşüm maliyet merkezinden çıkar; rekabet, enerji güvenliği ve dış ticaret verimliliği aracına dönüşür (European Commission, 2026a, 2026b; CINEA, 2026; GHG Protocol, 2026).

Türkiye bu süreci doğru kurgularsa, Avrupa Birliği düzenlemelerine savunmacı biçimde uyum sağlayan ülke konumunda kalmak zorunda değildir. Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Orta Koridor ekseninde; enerjiyi yöneten, karbonu ölçen, düşük karbonlu tedarik zincirine hizmet veren ve yeni nesil lojistik düğüm işlevi gören limanlar inşa edebilir. Asıl mesele, dönüşümü geciktiren her başlığı ayrı bir teknik sorun olarak görmekten vazgeçip, liman sistemini bir bütün olarak yeniden tasarlamaktır. Türk limanlarının geleceği, tam da bu bütüncül bakışın ne kadar erken kurumsallaştırılacağına bağlıdır.

KAYNAKÇA

CINEA. (2026). Transport infrastructure. European Climate, Infrastructure and Environment Executive Agency.

EcoPorts. (2026). Port Environmental Review System (PERS). European Sea Ports Organisation.

European Commission. (2026a). Reducing emissions from the shipping sector. Directorate-General for Climate Action.

European Commission. (2026b). Innovation Fund. Directorate-General for Climate Action.

European Parliament & Council. (2023a). Regulation (EU) 2023/1804 on the deployment of alternative fuels infrastructure. EUR-Lex.

European Parliament & Council. (2023b). Regulation (EU) 2023/1805 on the use of renewable and low-carbon fuels in maritime transport (FuelEU Maritime). EUR-Lex.

GHG Protocol. (2026). Scope 2 Guidance. World Resources Institute & World Business Council for Sustainable Development.

International Maritime Organization. (2026). IMO’s work to cut GHG emissions from ships.

International Organization for Standardization. (2024). ISO 14064-1:2018 Greenhouse gases—Part 1: Specification with guidance at the organization level for quantification and reporting of greenhouse gas emissions and removals (2024’te gözden geçirilmiş ve teyit edilmiştir).

Reuters. (2025a, 24 Eylül). Tariffs and conflict causing major volatility in shipping industry, says UN trade agency.

Reuters. (2025b, 14 Temmuz). European ports slow to install shore power ahead of 2030 deadline, study shows.

TÜRKLİM. (2026a, 20 Nisan). Türk limancılık sektörünün “Kıyı Tesislerine Yeşil Liman Sertifikası Düzenlenmesi Hakkında Yönetmeliğe” ilişkin görüş ve önerileri.

SON NOTLAR:

1 - International Maritime Organization. (2020). Fourth IMO greenhouse gas study 2020. International Maritime Organization

2 - European Commission. (n.d.). Reducing emissions from the shipping sector. Retrieved June 21, 2026

3 - International Maritime Organization. (n.d.). IMO’s work to cut GHG emissions from ships. Retrieved June 21, 2026

4 - European Parliament and Council. (2023a). Regulation (EU) 2023/1804 of the European Parliament and of the Council of 13 September 2023 on the deployment of alternative fuels infrastructure, and repealing Directive 2014/94/EU. Official Journal of the European Union, L 234, 1–47.

5 - European Parliament and Council. (2023b). Regulation (EU) 2023/1805 of the European Parliament and of the Council of 13 September 2023 on the use of renewable and low-carbon fuels in maritime transport, and amending Directive 2009/16/EC. Official Journal of the European Union, L 234, 48–100.

6 - European Commission. (2026). Reducing emissions from the shipping sector. European Commission, Climate Action.

7 - Reuters. (2025a, September 24). Tariffs and conflict causing major volatility in shipping industry, says UN trade agency.

8 - Reuters. (2024a, April 10). Red Sea crisis forces operators to use more container ships, adding to emission concerns.

9 - Reuters. (2024b, May 28). Escalating emissions: How Red Sea disruptions are driving up carbon emissions.

10 - TÜRKLİM. (2026a). Türkiye limancılık sektörü 2026 verileri ve yeşil dönüşüm değerlendirmeleri. TÜRKLİM.

11 - European Commission. (2026). EU trade relations with Türkiye: Facts, figures and latest developments. Directorate-General for Trade and Economic Security.

12 - Türkiye Liman İşletmecileri Derneği. (2026). Türk limancılık sektörünün “Kıyı Tesislerine Yeşil Liman Sertifikası Düzenlenmesi Hakkında Yönetmeliğe” ilişkin görüş ve önerileri

13 - European Commission. (2026). Reducing emissions from the shipping sector. European Commission, Climate Action.

European Parliament and Council. (2023a). Regulation (EU) 2023/1804 of the European Parliament and of the Council of 13 September 2023 on the deployment of alternative fuels infrastructure, and repealing Directive 2014/94/EU. Official Journal of the European Union, L 234, 1–47.

European Parliament and Council. (2023b). Regulation (EU) 2023/1805 of the European Parliament and of the Council of 13 September 2023 on the use of renewable and low-carbon fuels in maritime transport, and amending Directive 2009/16/EC. Official Journal of the European Union, L 234, 48–100.

International Maritime Organization. (2023). 2023 IMO strategy on reduction of GHG emissions from ships. International Maritime Organization.

UNCTAD. (2025). Review of maritime transport 2025. United Nations Conference on Trade and Development. Reuters. (2025a, September 24). Tariffs and conflict causing major volatility in shipping industry, says UN trade agency. Reuters.

14 - European Parliament and Council. (2023a). Regulation (EU) 2023/1804 of the European Parliament and of the Council of 13 September 2023 on the deployment of alternative fuels infrastructure, and repealing Directive 2014/94/EU. Official Journal of the European Union, L 234, 1–47.

IEC/IEEE. (2019). IEC/IEEE 80005-1:2019: Utility connections in port—Part 1: High voltage shore connection (HVSC) systems—General requirements. International Electrotechnical Commission / Institute of Electrical and Electronics Engineers.

TÜRKLİM. (2026a). Türk limancılık sektörünün “Kıyı Tesislerine Yeşil Liman Sertifikası Düzenlenmesi Hakkında Yönetmeliğe” ilişkin görüş ve önerileri

15 - European Parliament and Council. (2023a). Regulation (EU) 2023/1804 of the European Parliament and of the Council of 13 September 2023 on the deployment of alternative fuels infrastructure, and repealing Directive 2014/94/EU. Official Journal of the European Union, L 234, 1–47.

European Parliament and Council. (2023b). Regulation (EU) 2023/1805 of the European Parliament and of the Council of 13 September 2023 on the use of renewable and low-carbon fuels in maritime transport, and amending Directive 2009/16/EC. Official Journal of the European Union, L 234, 48–100.

IEC/IEEE. (2019). IEC/IEEE 80005-1:2019: Utility connections in port—Part 1: High voltage shore connection (HVSC) systems—General requirements. International Electrotechnical Commission / Institute of Electrical and Electronics Engineers.

Reuters. (2024, July 2). Port dwellers hope a switch to power will ease their pleasure cruise pain. Reuters. Reuters. (2025b, July 14). European ports slow to install shore power ahead of 2030 deadline, study shows. Reuters.

TÜRKLİM. (2026a). Türk limancılık sektörünün “Kıyı Tesislerine Yeşil Liman Sertifikası Düzenlenmesi Hakkında Yönetmeliğe” ilişkin görüş ve önerileri

16 - CINEA. (n.d.). Transport infrastructure: Connecting Europe Facility. European Climate, Infrastructure and Environment Executive Agency. Retrieved June 21, 2026.

European Commission. (n.d.). Innovation Fund. European Commission, Climate Action. Retrieved June 21, 2026.

TÜRKLİM. (2026a). Türk limancılık sektörünün “Kıyı Tesislerine Yeşil Liman Sertifikası Düzenlenmesi Hakkında Yönetmeliğe” ilişkin görüş ve önerileri

17 - European Parliament and Council. (2023a). Regulation (EU) 2023/1804 of the European Parliament and of the Council of 13 September 2023 on the deployment of alternative fuels infrastructure, and repealing Directive 2014/94/EU. Official Journal of the European Union, L 234, 1–47.

TÜRKLİM. (2026a). Türk limancılık sektörünün “Kıyı Tesislerine Yeşil Liman Sertifikası Düzenlenmesi Hakkında Yönetmeliğe” ilişkin görüş ve önerileri

18 - Heilig, L., Stahlbock, R., & Voß, S. (2019). From digitalization to data-driven decision making in container terminals. arXiv preprint arXiv:1904.13251.

Klar, R., Fredriksson, A., & Angelakis, V. (2023). Digital twins for ports: Derived from smart city and supply chain twinning experience. arXiv preprint arXiv:2301.10224.

TÜRKLİM. (2026a). Türk limanlarında yeşil enerji dönüşümünün önündeki engeller ve çözüm önerileri. Türkiye Liman İşletmecileri Derneği.

19 - European Parliament and Council. (2023). Regulation (EU) 2023/1805 of the European Parliament and of the Council of 13 September 2023 on the use of renewable and low-carbon fuels in maritime transport, and amending Directive 2009/16/EC. Official Journal of the European Union, L 234, 48–100.

International Maritime Organization. (2024). 2024 guidelines on life cycle GHG intensity of marine fuels (2024 LCA Guidelines): Resolution MEPC.391(81). International Maritime Organization.

ISO. (2018). ISO 14064-1:2018: Greenhouse gases — Part 1: Specification with guidance at the organization level for quantification and reporting of greenhouse gas emissions and removals. International Organization for Standardization.

World Resources Institute & World Business Council for Sustainable Development. (2004). The greenhouse gas protocol: A corporate accounting and reporting standard (Revised ed.). World Resources Institute and World Business Council for Sustainable Development.

World Resources Institute & World Business Council for Sustainable Development. (2011). Corporate value chain (Scope 3) accounting and reporting standard: Supplement to the GHG Protocol Corporate Accounting and Reporting Standard. World Resources Institute and World Business Council for Sustainable Development.

World Resources Institute & World Business Council for Sustainable Development. (2015). GHG Protocol Scope 2 Guidance: An amendment to the GHG Protocol Corporate Standard. World Resources Institute.

20 - International Maritime Organization. (2024). 2024 guidelines on life cycle GHG intensity of marine fuels (2024 LCA Guidelines): Resolution MEPC.391(81). International Maritime Organization.

International Renewable Energy Agency. (2025). Renewable power generation costs in 2024. International Renewable Energy Agency.

Reuters. (2024a, October 30). Zero-carbon ammonia for shipping faces cost, safety challenges. Reuters.

Reuters. (2025a, June 4). Shipping industry still at sea as it tries to navigate to net zero. Reuters.

TÜRKLİM. (2026a). Türk limanlarında yeşil enerji dönüşümünün önündeki engeller ve çözüm önerileri. Türkiye Liman İşletmecileri Derneği.

Adres

Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul