Adres

Merdivenköy Mah. Nur Sk. Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A 34732 Kadıköy, İstanbul

TÜRKLİM PROF. DR. SONER ESMER

PROF. DR. SONER ESMER / PİRİ REİS ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ VE TÜRKLİM DANIŞMANI

Fırtına Geçtikten Sonra Ayakta Kalan Liman

Dayanıklılık (resilience) son birkaç yılda limancılık sektöründe oldukça popüler bir terim haline geldi. Pandemi döneminde yaşanan tıkanmalar, Süveyş'te yaşanan sorunlar, Panama Kanalı'ndaki kuraklık, siber saldırılar, grevler hep aynı soruyu tekrar tekrar gündeme getirdi: Bir liman, beklenmedik bir darbe aldığında ne kadar dayanıklı?

Belki bu soruya ilave bir soru daha eklenebilir: Bir limanın dayanıklılığı nasıl ölçülür? Çünkü "Bizim limanımız dayanıklı" demek soyut bir yaklaşım ama bunu somut bir sayıya, bir göstergeye dönüştürmek işin zor kısmı. Çoğu liman yönetimi dayanıklılığı “geçen sefer iyi atlattık” veya “ekibimiz çok deneyimli” gibi sezgisel olarak değerlendirir. Ancak sigorta şirketleri, yatırımcılar ve özellikle uzun vadeli sözleşme yapan liman kullanıcıları artık bu tür belirsiz güvencelerle yetinmiyor. Onun yerine somut göstergeler, geçmiş performans verisi ve test edilmiş planlar istiyor.

Bu yazıda, dayanıklılığı soyut bir söylem olmaktan çıkarıp bir liman yöneticisinin gerçekten kullanabileceği ölçülebilir bir çerçeveye oturtmaya çalışacağız.

Dayanıklılık, hiç aksamamak demek değil

Burada ilk yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekiyor. Dayanıklı bir liman, hiçbir zaman aksamayan liman değildir. Fırtına olur, deprem olur, grev olur veya sistem çöker, bunlar kaçınılmaz. Dayanıklılık, bu darbeyi aldıktan sonra ne kadar hızlı ve ne kadar az kayıpla toparlandığınızla ilgili.

Bunu bir grafikle düşünmek işi kolaylaştırır. Normal zamanda liman belli bir kapasitede çalışır. Bir kesinti geldiğinde bu kapasite düşer. Sonra bir toparlanma eğrisi başlar. İşte bu noktada bazı limanlar krizi fırsata çevirerek eskisinden daha verimli bir noktaya dönerken bazıları da eski seviyelerine dahi dönemeyebiliyor. Aradaki fark elbette tesadüf değil. Krizlerden güçlenerek çıkmak sistemli bir hazırlığın sonucu.

Kesinti sonrası kapasite-zaman toparlanma eğrisi ve dayanıklılığın üç bileşeni. Kaynak: UNCTAD, Building Capacity to Manage Risks and Enhance Resilience: A Guidebook for Ports, 2022.

Bir kesintinin etkisi tek bir noktada kalmıyor, zincirleme yayılıyor, dışarıdaki lojistik sistemi de etkiliyor. Bu yüzden bir limanın dayanıklılığını değerlendirirken yükün limandan çıktıktan sonraki yolculuğunu da hesaba katmak gerekiyor.

Kesintilerin limana verdiği zarar da tek boyutlu değil. Bazı istisnalar olsa da fiziksel altyapı genelde sağlam kalır. Ancak kesintinin operasyonlara etkisi yüksektir. Örneğin gemi bekleme süreleri uzayabilir, operasyonlar aksayabilir, terminal gelirleri düşebilir, stok sorunları yaşanabilir. İşte bu noktada itibar ve müşteri kayıpları başlayabilir. Uzun vadeli anlaşmalarla bağlı olsanız bile, art arda yaşanan aksaklıklar liman kullanıcılarının taahhütleri gözden geçirmesine yol açabilir. Bu noktada dayanıklılık, her ne kadar en kısa sürede yeniden operasyonel olmakla ilgili olsa da "müşterilerimiz bize hâlâ güveniyor mu" sorusuyla da ilgilidir.

Dayanıklılığın üç bacağı

Liman dayanıklılığını üç ayrı yetenek üzerinden düşünmek, ölçüm işinin de temelini oluşturuyor. Bu yetenekleri açıklarken kullanılan kavramlara sonraki başlıkta değineceğiz.

• Soğurma (absorptive capacity) yeteneği, yedeklilik, sağlamlık ve görünürlükle ilgilidir. Darbeyi aldığınız anda mevcut altyapı ve kaynaklarla ne kadarını karşılayabildiğinizdir. Yedek ekipmanınız var mı? Fazladan depolama alanınız var mı? Operasyonlarınızı gerçek zamanlı izleyebiliyor musunuz? Bu yetenek güçlüyse, kriz anında kapasite kaybı daha sınırlı kalır.

• Onarım (restorative capacity) yeteneği, tepki ve toparlanma ile ilgilidir. Darbe geçtikten sonra normale, hatta normalin üzerine, ne kadar hızlı dönebildiğinizdir. Buradaki iki kritik unsur, hazırlıklı bir müdahale (acil durum planınız var mı, devreye ne kadar hızlı giriyorsunuz) ve finansal dayanıklılık (kaybı karşılayacak rezerviniz veya sigortanız var mı).

• Uyum (adaptive capacity) yeteneği ise esneklik, çeviklik ve işbirliği ile ilgilidir. Krizden sonra eski haline dönmenin yanında yapısal olarak değişip gelecekteki benzer şoklara karşı daha güçlü hale gelmektir.

Bir örnekle somutlaştıralım: Şiddetli bir fırtına yaklaşıyor. Soğurma kapasitesi yüksek bir liman, ekipmanını önceden güvenli noktalara çeker ve yedek jeneratörleriyle enerji kesintisine hazırlıklıdır, bu nedenle kayıp minimumda kalır. Fırtına sonrası, onarım kapasitesi güçlü bir liman, önceden hazırlanmış acil müdahale ekipleriyle saatler içinde normale döner. Ve en önemlisi, uyum kapasitesi yüksek bir liman bu deneyimden ders çıkarıp gelecek fırtına sezonu için yeni bir erken uyarı protokolü geliştirir.

Peki somut olarak dayanıklılık nasıl ölçülür?

Burada iş kavramdan pratiğe geçiyor. Dayanıklılığı dokuz başlık altında toplayan, her başlığın altına somut göstergeler

• Sağlamlık (robustness): Normal işlem hacminden ne kadar saptınız? Operasyonlar kesintiye rağmen devam ediyor mu? Art arda gelen kesintilere karşı ne kadar istikrarlısınız?

• Yedeklilik (redundancy): Ekipman ve işgücünde rezerv kapasiteniz, enerji ve altyapıda yedek sisteminiz, ani talep artışlarını karşılayacak ek kapasiteniz var mı?

• Görünürlük (visibility): Operasyonlarınızı ve ekipmanınızı gerçek zamanlı izleyen bir bilgi sisteminiz var mı? Veriyi analiz edip öngörüde bulunabiliyor musunuz?

• Esneklik (flexibility): Teslimat programlarını, iş gücü planlamasını, kapasite kullanımını kesintiye göre hızla ayarlayabiliyor musunuz?

• İşbirliği (collaboration): Paydaşlarla (liman kullanıcıları, armatörler, nakliyeciler, kamu kurumları vb.) ortak hedefler geliştirip krizde birlikte hareket edebiliyor musunuz?

• Çeviklik (agility): Alışılmadık taleplere, yeni düzenlemelere, pazar değişikliklerine ne kadar hızlı tepki verebiliyorsunuz? İşgücünüz farklı görevlere ne kadar hızlı uyum sağlayabiliyor?

• Bilgi paylaşımı (information sharing): Paydaşlarla doğru ve zamanında bilgi paylaşımı yapabiliyor musunuz (Bu, tedarik zincirinin geri kalanının da doğru kararlar almasını sağlar).

• Tepki (response): Kesintiye ne kadar hızlı ve etkili müdahale ediyorsunuz, devreye sokabileceğiniz bir acil durum planınız var mı?

• Toparlanma (recovery): Kaybı karşılayacak finansal gücünüz var mı? Kesinti ve toparlanma maliyetini ne ölçüde düşürebiliyorsunuz?

Bu dokuz başlık aslında yukarıdaki üç ana yeteneğin (Soğurma, Onarım ve Uyum) somutlaştırılmış halidir. Bir liman yönetimi, her başlık için kendi durumunu 1'den 5'e kadar puanlayarak basit bir özdeğerlendirme matrisi oluşturabilir. Aşağıdaki tablo, böyle bir matrisin nasıl görünebileceğine dair basit bir şablon sunuyor; her satır için 1 (zayıf) ile 5 (güçlü) arasında bir kutuyu işaretlemek yeterli. Bu karmaşık bir akademik model gerektirmiyor, düzenli olarak tekrarlanan, samimi bir iç muhasebe yeterli.

Tabloyu doldurduktan sonra puanları toplamak kabaca bir fikir verebilir. Dokuz gösterge üzerinden çıkan toplam skor 9 ile 45 arasında değişir. Düşük bir toplam acil öncelik gerektiren alanların olduğuna, yüksek bir toplam ise daha sistemli bir hazırlığın var olduğuna işaret eder. Ancak bu skor yalnızca yönlendirici bir tartışma aracı olarak görülmelidir. Asıl fayda, matrisi tek seferlik değil yılda bir kez tekrarlamaktan geliyor, böylece hangi göstergede ilerleme kaydedildiği zaman içinde görülebiliyor.

Bu tür bir özdeğerlendirmenin en büyük faydası, körlük noktalarını ortaya çıkarmasıdır. Örneğin bir liman operasyonel olarak çok güçlü olabilir ama paydaşlarıyla kriz anında iletişim kurma konusunda zayıf kalabilir. Dokuz başlığa ayrı ayrı bakmadan, sadece genel bir "iyiyiz" hissiyle hareket eden bir yönetim, bu zayıf halkayı ancak kriz patlak verdiğinde fark eder, ki o zaman çoğu kez iş işten geçmiş olur.

Güncel örneklerin odağı verimlilik mi, dayanıklılık mı?

Yedeklilik göstergesi dayanıklılık hakkındaki tartışmaların merkezindedir. Bunu biraz somutlaştıralım.

Liman doluluk oranı ile kesintiden toparlanma hızı arasında çarpıcı bir ilişki vardır. Rıhtım kapasitesinin yüzde 90'ında çalışan bir terminal, bir günlük bir aksaklıktan toparlanmak için yaklaşık bir hafta harcarken, yüzde 75 doluluk oranında çalışan bir terminal aynı aksaklığı iki günde atlatabiliyor. Bu fark doğrudan iş modeliyle ilgilidir çünkü yüksek ve düşük doluluk oranı arasındaki bu fark, normal bir yılda rekabetçi bir sermaye getirisi ile rekabetçi olmayan bir getiri arasındaki farkı belirleyebiliyor. Daha açık bir ifade ile limanlar, daha fazla gelir elde etmek için bilinçli olarak yüksek doluluk oranlarında çalışmayı tercih ediyor, bu da tam olarak dayanıklılığı azaltan tercih. Dolayısıyla şöyle bir çarpıcı sonuca ulaşılabiliyor: özellikle konteyner taşımacılığı ekosistemi bugün maliyeti optimize edecek şekilde kurulu, dayanıklılığı değil.

Diğer yandan limancılık sektörü doğası gereği ağır yatırımlar gerektiren bir sektördür. Yani limanlar yatırım yapmıyor değil, kapasitelerini büyütüyorlar. Ama bu büyüyen kapasiteyi de aynı hızla doldurdukları için elde kalan boşluk artmıyor. Elbette bu her zaman bir tercih meselesi değil, özellikle şehir içinde sıkışmış, saha genişletme imkânı sınırlı limanlar için fiziksel bir tampon alanı ayırmak zaten mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda dayanıklılık, limanın saha olarak büyüklüğünden çok operasyon meselesine dönüşüyor. Esneklik, çeviklik ve paydaşlarla işbirliği gibi uygulamalar, fiziksel yedekliliğin yerini bir ölçüde alabiliyor.

Diğer yandan konteyner sektöründe gemi işletmecileri de aynı maliyet-odaklı mantıkla hareket ediyor. Blank sailing (iptal edilen seferler), ani eklenen seferler ve mega/ekstra gemi kapasitesi gibi stratejiler, büyük limanlarda ani hizmet taleplerine (peaking) yol açıyor, bu da sahadaki yığılmanın ve bekleme sürelerinin başlıca nedenlerinden biri. Nitekim küresel veriler de bu tabloyu destekliyor: gemilerin ortalama bekleme süresi 2019 ile 2026'nın ilk yedi ayı arasında neredeyse iki katına çıkmış, limanda geçirilen toplam sürenin yüzde 31'lik artışının büyük bölümü rıhtımda değil, rıhtım dışında bekleyerek geçen zamandan kaynaklanıyor.

Hürmüz krizi ve uyum kapasitesi

Uyum kapasitesinin en çarpıcı sınavı 2026'da yaşandı. Kızıldeniz'deki saldırılar ve ardından Hürmüz Boğazı'nın fiilen kapanması, taşıyıcıları, limanları ve yük sahiplerini rota ve ağ tasarımına dair köklü varsayımlarını yeniden gözden geçirmeye zorladı. Vespucci Maritime CEO'su Lars Jensen'a göre sektörün krizdeki asıl başarısı kesintiden tamamen kaçınmak değil, ona hızla uyum sağlamaktı, çünkü "temel gerçek şu, bütün yük hâlâ hareket ediyor. Daha uzun sürebiliyor, daha pahalıya mal olabiliyor, ama hâlâ hareket ediyor."

Cidde Limanı bunun somut bir örneği oldu. Aktarma (transhipment) merkezi olarak kurulmuş bir liman, Hürmüz krizi nedeniyle giderek bir geçiş kapısına (gateway) dönüşmek zorunda kaldı ve daha önce hiç tasarlanmadığı bir işlevi üstlenmesi gerekti. Bazı liman ve lojistik işletmeleri Hürmüz'e olan bağımlılığı azaltmak için özellikle Umman Körfezi boyunca ek kapasite arayışına girdi. Ancak bu, kolay bir strateji tercihi değildi, çünkü kesinti kalıcı olursa ek kapasite vazgeçilmez hale gelebilirdi. Diğer yandan koşullar normalleşirse işletmeciler artık ihtiyaç duymadıkları bir altyapı yükü ile baş başa kalabilirdi. Bu kararların sonuçları muhtemelen yakın zamanda görülecektir.

Görüldüğü üzere uyum kapasitesi, önceden hazırlanmış bir plana sadık kalmaktan çok, planın kendisini gerektiğinde terk edip yeni bir düzene geçebilmektir.

Liman tıkanıklığı riski artış eğiliminde

Bu tablonun ne kadar hızlı kötüleşebileceğini gösteren taze veriler de var. Ağustos 2026 sonu itibarıyla, tıkanıklık nedeniyle limanlarda bekleyen konteyner kapasitesi 4,3 milyon TEU'yu aşarak, pandemi döneminde görülen mutlak zirveyi geride bıraktı. Sektörde bu tür ani yığılmalara "patlama tipi tıkanıklık" (burst congestion) deniyor. Gecikmiş gemiler kümeler halinde gelip, normal koşullarda yeterli kapasiteye sahip terminalleri aniden altüst ediyor. Dünya Bankası da bu olguyu son Container Port Performance Index raporunda ayrıca vurguladı. Güney Afrika'daki Durban Limanı'nda gemi bekleme süreleri 8-12 güne, bazı armatörlerin uyardığına göre yer yer 20 güne kadar uzayabiliyor. Bu da yığılmaların ne kadar hızlı tırmanabildiğinin ve zayıf bir "toparlanma" ve "görünürlük" kapasitesinin bir krizi nasıl büyütebildiğinin çarpıcı bir göstergesi.

Nitekim Drewry'nin konu hakkındaki resmi değerlendirmesi de aynı tabloyu özetliyor: liman tıkanıklığı riski artıyor. Ancak çoğu bölgedeki terminal işletmecileri kapasite arttırımı için yatırım yapmaktan geri kalmıyor, sorun burada değil. Asıl sorun şu ki, işletmeciler "tampon kapasiteyi" yani olası bir kesintiye karşı fazladan ayrılmış rezerv kapasiteyi tek başlarına finanse edemiyorlar. Çünkü bugünün konteyner taşımacılığı sistemi, temelde maliyeti düşürmeye göre kurgulanmış bir sistem, dayanıklılığı artırmaya göre değil.

Sektör için pratik çıkarımlar

Bu çerçeveden limancılık sektörü için birkaç somut ders çıkarılabilir.

Dayanıklılık konusunu tek bir proje olarak görmemek gerekli, bu kesintisiz süren bir disiplindir. Kriz planlarının en az yılda bir kez masaüstü tatbikatlarla, hatta mümkünse fiziksel simülasyonlarla test edilmesi gerekiyor.

Veri görünürlüğü dayanıklılığın omurgasıdır. Ekipmanınızı, işgücünüzü ve yük akışınızı gerçek zamanlı izleyemiyorsanız, bir krizde doğru kararı hızlı almanız mümkün değil. Üstelik darboğazı rıhtımla sınırlamamak gerekiyor. 2026'da tedarik zinciri uzmanları, asıl tıkanma noktasının sessizce karaya kaydığını, kamyon kıtlığı ve liman-antrepo koordinasyon eksikliğinin en az deniz taşımacılığındaki gecikmeler kadar zarar verdiğini gözlemliyor. Alternatif güzergâh, tampon envanteri ve görünürlük araçlarına önceden yatırım yapan ekiplerin, kesinti sonrası çok daha düşük maliyetle ve daha hızlı toparlandığı görülüyor.

İşbirliği, tek başına yeterli olamayacağınız anları kurtarır. Komşu limanlarla, nakliyecilerle ve kamu kurumlarıyla önceden kurulmuş ilişkiler, kriz anında devreye girecek en değerli kaynaktır. Çünkü krizde yeni ilişki kurmaya vaktiniz olmaz.

Finansal hazırlık, operasyonel hazırlık kadar kritiktir. En iyi acil durum planı bile, kaybı karşılayacak mali güç veya sigorta olmadan kağıt üzerinde kalır.

Ölçeğinize göre sadeleşmeniz gerekir. Küçük ve orta ölçekli limanların büyük kurumsal işletmeler gibi kapsamlı risk yönetim sistemleri kurması gerçekçi olmayabilir. Ama dokuz göstergenin her biri için "bu konuda neredeyiz" sorusunu yılda bir kez bile ciddiyetle sormak, hiç sormamaktan çok daha değerlidir. Samimi hazırlanmış basit bir tablo ve yılda bir yönetim toplantısı, karmaşık bir sistemden çok daha etkili olabilir.

Tedarik zincirinin bir halkası olduğunuzu da unutmamak gerekir. Dayanıklılık değerlendirmesi yaparken sadece kendi dört duvarınıza değil, doğrudan bağımlı olduğunuz dış paydaşlara da bakmak gerekiyor.

Kim öder: Dayanıklılığın maliyeti

Buraya kadar anlatılanların hepsi aslında tek bir soruda düğümleniyor: Dayanıklılığı kim finanse edecek? Xeneta'nın baş analisti Peter Sand bu ilişkiyi çarpıcı bir formülle özetliyor: "Dayanıklılık, fazla kapasite demektir. Gerçekten ihtiyaç duymadığınız sürece kimse fazla kapasiteye para ödemek istemez." Bu, yazının başından beri anlattığımız yedeklilik göstergesinin tam da neden bu kadar zor uygulandığının açıklaması. Bu döngü daha önce de yaşandı, şimdi Orta Doğu Körfezi'nde tekrarlanıyor ve benzer bir tekrarın olasılığı çok daha yüksek. Bu da nasıl düşünmeniz ve nasıl yönetmeniz gerektiği hakkındaki fikirleri değiştiriyor.

Bu isteksizliğin ekonomik zemini de hâlâ güçlü. Özellikle armatörler, sektördeki tekrarlayan kesintilere rağmen rekor kârlar açıklamaya devam ediyor. Ancak hiç kimse dayanıklılık için ödeme yapmak istemiyor. Elbette bu maliyet ortadan kalkmıyor, sadece kriz anına ertelenmiş oluyor. Onlarca yıl boyunca verimsiz ve maliyetli görülen tampon stoklar, özellikle pandemi sonrası dönemde, belirsizliğe karşı stratejik bir güvence olarak yeniden değer kazandı. Sektör genelinde "tam zamanında" (just-in-time) yaklaşımından "her ihtimale karşı" (just-in-case) yaklaşımına geçiş artık teorik değil, pratik bir gerçeklik. Ancak limancılık sektöründen farklı olarak bu örnekte kimin maliyetleri üstlendiği belli.

Sektör verileri incelendiğinde dayanıklılığa sistemli biçimde yatırım yapan tedarik zincirlerinin kesintilerden çok daha hızlı ve çok daha düşük maliyetle toparlandığı görülüyor. Kriz dönemlerinde en iyi performans gösteren şirketlerle geri kalanlar arasındaki fark da tam bu noktada belirginleşiyor.

Liman dayanıklılığı kavramı uzun süre "hazırlıklı olmak" gibi belirsiz bir kavram olarak konuşuldu. Ancak dayanıklılık, önceden yapılan sistematik bir hazırlıkla inşa ediliyor. Kriz anında doğaçlama yapmak sınırlı bir etki yaratıyor. Ve bu hazırlığın ilk adımı, nerede olduğunuzu bilmek, yani ölçmektir. Bu noktada yazıda bahsedilen dokuz somut yeteneği ölçerek limanın dayanıklılığını tespit etmek, basit bir risk formülüyle mümkündür. Elbette her limanın büyüklüğü, hinterlandı ve operasyon türü farklı, asıl değerli olan bu çerçeveyi kendi bağlamınıza samimice uyarlamaktır.

Asıl mesele yatırım eksikliğinden çok yatırımın yönüdür. Sektörün genelinde görülen tablo da bunu doğruluyor. Limanlar büyümeye devam ediyor ama bu büyüme çoğunlukla "daha çok iş yapabilmek" içinken, "şoka dayanabilmek" için ayrılan pay geride kalıyor. Bu da dayanıklılığı bir para meselesi olmaktan çıkarıp bir öncelik meselesine dönüştürüyor. Aynı yatırım bütçesinde sırf kapasiteyi büyütmenin yanında, bir kısmını tampon olarak ayırmayı tercih etmek mümkün.

Son söz

Mevsimsellik örüntüleri, iklim koşulları ve jeopolitik krizler artık eskisi kadar öngörülebilir değil. Bu noktada dayanıklılık, kapasiteden daha önemli bir rekabet unsuru hâline geliyor. Sorunların çözümlerini krizin ortasında aramak yerine, bugün sakin sularda ölçüp hazırlık yapmak, bir sonraki fırtınada hangi limanın ayakta kalacağını belirliyor.

Kaynaklar:

UNCTAD, Building Capacity to Manage Risks and Enhance Resilience: A Guidebook for Ports, 2022 (UNCTAD/TCS/DTL/INF/2022/3).

Drewry, "Port congestion is getting worse in container shipping: who is responsible?", Ports and Terminals Insight / Market Signals, Ağustos 2026.

Seatrade Maritime News, "Port congestion not caused by a failure to invest in terminals: Drewry", 28 Ağustos 2026. Sedat Onat, "Avrupa Limanlarında Tampon Alan Yetersizliği Talep Artışlarını Yönetemiyor", Tedarik Zinciri Portalı, 21.11.2025.

Konrad Wolfenstein, "Konteyner Tampon Depolamasının Yeni Önemi: Sadece Liman Lojistiğinden Daha Fazlası", Xpert.Digital, 12.01.2026.

Nicholas Brown, "Port congestion exposes container shipping's efficiency trap", Splash247 (Splash Ports), 28 Ağustos 2026.

Gary Burrows, "Drewry Challenges Cause of Port Congestion", Freight Business Journal North America (FBJNA), 28 Ağustos 2026.

Supply Chain Digital, "Congested Chinese Ports Cause Supply Chain Operation Issues", Ağustos 2026.

GEP, "Port Congestion and Logistics Disruption in 2026: What's Breaking Down and What Procurement Must Do Next", Ağustos 2026.

DenizHaber, "Yeni Rekor: Limanlarda Bekleyen Yük Hacmi 4,3 Milyon TEU", Ağustos 2026 (kaynak veri: Linerlytica).

İlke Sezin Ayaz, Umur Bucak, "Liman Sıkışıklığı Faktörleri ve Çözümüne Yönelik Stratejilerin Analizi", Turkish Journal of Maritime and Marine Sciences, Cilt 10, Sayı 2, 2024, s. 116-130.

Lloyd's List, "Resilient cargo flows keep container line correction at bay", One Hundred Ports 2026.

Lloyd's List, "Hormuz, resilience and the remaking of port networks", One Hundred Ports 2026.

Adres

Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul