Adres
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul
TÜRKİYE’NİN DENİZ YETKİ ALANLARI: KARASULARI, KITA SAHANLIĞI VE MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGEYE İLİŞKİN ULUSAL VE ULUSLARARASI HUKUKİ DÜZENLEMELER
A. Giriş
Deniz yetki alanları, uluslararası hukukta kıyı devletlerinin hak ve yetkilerini belirleyerek çeşitli yasal düzenlemelerle yönetilen bölgelerdir. İşbu bölgeler ilgili devletlerin egemenlik dâhil üzerinde sair hak ve yetki kullanma gücünü haiz olmaları sebebiyle, denize kıyısı bulunan pek çok ülke gibi deniz yetki alanları Türkiye bakımından da son derece önem arz etmektedir. Zira deniz yetki alanları geniş bir kavram olup bir ülkenin hakimiyetinde bulunan iç sularını, karasularını, bitişik bölgeleri, kıta sahanlığını ve münhasır ekonomik bölgeleri kapsamaktadır. Bu çerçevede, işbu yazımızda öncelikle deniz yetki alanlarının kapsamı aydınlatılacak, akabinde Türk deniz yetki alanlarının hukuki dayanakları değerlendirilecektir.
B. Deniz Yetki Alanlarının Kapsamı
B.I. İç Sular
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (“BMDHS”) 8. maddesinin ilk fıkrasında, iç suların tanımına yer verilerek karasuları esas hattının gerisinde kalan suların devletin iç sularına dahil olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden yola çıkılarak koylar, körfezler, limanlar, kapalı denizler ve iç denizler ile düz esas hat yönteminin uygulandığı durumlarda bu hatların gerisinde kalan su alanlarının, iç sularda yer aldığının kabulü gerekir 1.
Hukuki açıdan iç sular, kıyı devletin kara ülkesinden farksız görülmektedir. Bu sebeple kıyı devletinin karada kabul etmiş olduğu tüm anlaşma ve kurallar işbu sularda da geçerlidir. Zira iç sularda kıyı devletinin yetkileri tam ve mutlaktır.
B.II. Kara Suları
Türk Dil Kurumu’nun resmi internet sitesinde “bir devletin deniz kıyıları boyunca egemenliği altında tuttuğu belli genişlikte su şeridi” şeklinde tanımlanan kara suları, iç sularla beraber ilgili devletin deniz ülkesini meydana getirir 2.
Karasuları kıyı devletinin egemenliği altında olmakla birlikte, uluslararası seyrüseferin sürekliliği ve serbestliğinin sağlanmasının gerekliliği dolayısıyla uluslararası deniz hukuku, kıyı devletinin egemenliğini özellikle iki yönden sınırlandırmıştır. Bunlar; yabancı devlet gemilerinin karasularından zararsız geçiş hakkı ve kıyı devletinin karasularındaki yargı yetkisine getirilen sınırlardır 3.
B.III. Bitişik Bölge
Bitişik bölge, karasularına bitişik olan ve kıyı devletinin belirli bir genişliğe kadar bazı konularda yetkilerini kullandığı açık deniz alanını ifade eder. İşbu tanımdan anlaşılacağı üzere, bitişik bölgeler açık denizlerin bir kesimi olarak değerlendirilmektedir 4.
BMDHS’nin 33. maddesinin birinci fıkrasının ikinci paragrafında, bitişik bölgenin dış sınırının kıyı devletin kıyılarından itibaren 24 deniz milinden daha uzun olamayacağı düzenlenmiştir. Ayrıca, iç sular ve kara sularından farklı olarak kıyı devletin bitişik bölgede tam egemenliği bulunmamaktadır. BMDHS’nin mezkur maddesi kapsamında; kıyı devletlerinin yalnızca bazı kanun ve kuralların ihlalini önlemek için bitişik bölgede kontrol yapabileceği ve ihlalleri cezalandırabileceği düzenlenmiştir.
B.IV. Kıta Sahanlığı
Kıta Sahanlığı, Türk Dil Kurumu’nun resmi internet sitesinde “Ülke kıyılarına bitişik olan ve 200 metre derinliğe veya bu sınırın ötesindeki su derinliğinin doğal kaynaklarının işletilmesine elverişli olduğu noktaya kadar kara sularının dışında kalan deniz altı bölgelerinin deniz yatağı ve toprak altı kesiminin bütünü” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu kapsamda kıyı devleti, BMDHS m.80’de belirtilen haklarını kullanırken kıta sahanlığı üzerinde suni adalar, çeşitli nitelikte tesisler ve araç gereçler yerleştirmek ya da yerleştirilmesine izin verme yetkisine sahiptir. Bunların kıta sahanlığına yerleştirilmesi durumunda kıyı devleti, münhasır ekonomik bölgede olduğu gibi, bu tesisler üzerinde idari ve yargı yetkilerine sahip olur 5.
B.V. Münhasır Ekonomik Bölge (“MEB”)
MEB, kıyı devletinin denizden itibaren 200 deniz miline kadar uzanan alanda; deniz tabanı, su sütunu ve deniz altındaki doğal kaynaklar üzerinde ekonomik amaçlarla araştırma, işletme, koruma ve yönetim faaliyetleri yürütme konusunda egemen haklara sahip olduğu deniz alanıdır. Bu bölgede kıyı devleti, canlı ve cansız kaynakların yanı sıra sudan, akıntılardan ve rüzgârlardan enerji üretimi gibi çevresel kaynakların değerlendirilmesine yönelik faaliyetleri de yürütebilir.
MEB, her ne kadar kıyı devletine belirli haklar tanısa da bu alanlar uluslararası suların bir parçası sayıldığından, diğer devletlerin seyrüsefer özgürlüğü ile deniz altına kablo ve boru hatları döşeme gibi faaliyetleri serbestçe gerçekleştirme hakları BMDHS kapsamında korunmaktadır.
C. Deniz Yetki Alanlarına İlişkin Uluslararası Hukuki Düzenlemeler
C.I. 1958 Cenevre Sözleşmeleri
1945 yılında ABD Başkanı Truman’ın yayımladığı bildiride kıta sahanlığı kavramının gündeme getirilmesinin ardından, deniz yetki alanlarına ilişkin uluslararası hukuku sistemleştirmek amacıyla 1958 yılında Cenevre’de Birinci Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı toplanmıştır. İşbu konferans kapsamında dört temel sözleşme kabul edilmiş olup işbu sözleşmeleri; Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi, Açık Deniz Sözleşmesi, Kıta Sahanlığı Sözleşmesi ve Balıkçılık ile Açık Denizlerin Canlı Kaynaklarının Korunması Sözleşmesi şeklinde sıralamak mümkündür. Belirtmek gerekir ki Türkiye, bu sözleşmelerin hiçbirine taraf olmamıştır.
Ancak bu sözleşmeler, özellikle MEB gibi yeni gelişen kavramları içermemesi, deniz yetki alanlarının kapsamını ve devletlerin bu alanlardaki hak ve yükümlülüklerini ayrıntılı şekilde ele almaması gibi gerekçelerle zaman içinde yetersiz kaldığından 1973-1982 yılları arasında Üçüncü Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konferansı gerçekleştirilerek BMDHS kabul edilmiştir.
C.II. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi
10 Aralık 1982 tarihinde imzalanarak 16 Kasım 1994 tarihinde yürürlüğe giren ve deniz hukuku alanında uluslararası anayasa niteliğinde olan BMDHS, deniz alanlarının ve kaynaklarının kullanımını bütün yönleriyle ele alan ilk metindir. BMDHS ile yürürlükteki örf ve âdet kurallarının bazıları yazılı hâle getirilmiştir. Sözleşme, sadece deniz hukukunu kodifiye etmekle kalmamış, deniz yetki alanına ilişkin birçok kavram ve ilkelerle bu alanı zenginleştirmiştir.
Her ne kadar Türkiye, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (BMDHS) taraf olmasa da sözleşmenin ulusal hukukla çelişmeyen hükümlerinin iç hukuka yansıtılmasında herhangi bir engel bulunmamaktadır. Bu çerçevede Türkiye, bir kıyı devleti olarak deniz yetki alanlarında kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) ilan etme hakkına sahiptir. Çünkü işbu kavramlar, gelinen noktada yalnızca sözleşmeye taraf devletleri bağlayan hükümler olmaktan çıkmış, uluslararası örf ve âdet hukuku kuralı haline gelmiştir. Nitekim, münhasır ekonomik bölge uygulaması, 1982 Sözleşmesi henüz yürürlüğe girmeden ve Üçüncü Deniz Hukuku Konferansı sonuçlanmadan önce dahi birçok devlet tarafından benimsenmiş ve MEB ilanları yaygınlık kazanmıştır.
D. Deniz Yetki Alanlarına İlişkin Ulusal Mevzuat
D.I. 2674 Sayılı Karasuları Kanunu ve Diğer Mevzuat
29.05.1982 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2674 sayılı Karasuları Kanunu, Türkiye'nin karasularının genişliğini, çizim esaslarını ve bu alanlardaki egemenlik haklarını düzenlemektedir. Kanun, Türk karasularının genişliğini altı deniz mili olarak belirlemiştir. Ayrıca, Türk Boğazları Kanunu (1990), Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu gibi düzenlemeler, Türkiye'nin kıyı şeridi ve deniz yetki alanlarında uyguladığı iç hukuki rejimi desteklemektedir. Bu düzenlemeler, özellikle deniz trafiği, kıyıların kullanımı ve çevrenin korunması bakımından önemli düzenlemelere sahiptir.
E. Sonuç
Deniz yetki alanları, kıyı devletlerinin denizlerdeki egemenlik yetkilerinin kapsam ve sınırlarını belirleyen hem uluslararası hem de ulusal hukuk açısından son derece önemli hukuki rejimlerdir. Bu alanlara ilişkin normatif çerçeve, esas itibarıyla 1958 Cenevre Sözleşmeleri ve uluslararası örf ve adet hukuku mahiyetindeki BMDHS ile oluşturulmuştur. Özellikle BMDHS, deniz alanlarına ilişkin mevcut örf ve adet hukukunu belirlemekle kalmayıp, deniz yetki alanlarına ilişkin kavramların tanımlarına yer vererek uluslararası hukuk sistemine dâhil etmiştir. Türkiye, BMDHS’ye taraf olmamakla birlikte, söz konusu Sözleşme'nin uluslararası teamül hukukuna dönüşmüş hükümleri bakımından hukuken bağlı olup, bu normatif çerçeveyi dikkate almaktadır. Ulusal düzeyde ise 2674 sayılı Karasuları Kanunu başta olmak üzere, çeşitli mevzuatlar aracılığıyla uluslararası hukukla uyumlu hukuki bir temel oluşturmaktadır. Bu kapsamda, deniz yetki alanlarının belirlenmesi ve korunması, sadece jeopolitik ve ekonomik değil, aynı zamanda hukuki meşruiyetin temini açısından da stratejik önem taşımaktadır.
KAYNAKÇA
1 - Kuran, Selami, Uluslararası Deniz Hukuku, Türkmen Kitabevi, İstanbul, 2009, 3. Baskı, s. 31; Pazarcı, 2003, s. 301; Toluner, 1996, s. 67; Özman, 2006, s. 247; Baykal, Ferit Hakan, Deniz Hukuku Çalışmaları, Alfa Yayınevi, İstanbul, 1998, s. 10.
2 - Günsel, İrfan S. "Karasuları” Doğu Akdeniz Uluslararası Sularının Hukuki Durumu ve Kıyı Devletlerinin Doktrin ve Politikalar.
3 - Kuran, 2009, s. 81
4 - Demir,İsmail, Türk Deniz Yetki Alanlarının Belirlenmesinin Hukuki Dayanakları ve İç Hukuk Üzerine Bazı Düşünceler, Makale, Adalet Dergisi,2020, s.33
5 - Demir,2020, s.35
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul