Adres
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul
Deniz kazaları; liman kazaları, limanlara giden veya limanlardan çıkan gemilerde meydana gelen kıyı sularındaki kazalar ve açık denizlerdeki kazalar olarak sınıflara ayrılmaktadır. Nerede meydana gelirse gelsin ekonomik bir faaliyetin yürütümü sırasında meydana gelen bu deniz kazaları aynı zamanda bir iş kazasıdır. Limanlar kendine has özellikleri ve faaliyetlerinin çeşitliliği nedeniyle aynı zamanda büyük endüstriyel kazalar olarak da tanımlanmaktadır. Bu hasarlar sadece ekonomik zararlar değil, aynı zamanda çevresel zararlar da oluşturmaktadır.
Konu iş güvenliği olduğunda sorunlarımızın temeli başlıktaki kelimelere dayanıyor. Bir zamanlar “işçi” sağlığı kavramı günümüzde yerini “iş” sağlığına bırakmış durumdadır. Tabi ki bunda mesleki kavramlarımızın yabancı kaynaklara dayanıyor olmasının payı büyüktür. İşçi sağlığı yerine niçin “iş” sağlığı kavramının tercih edilmekte olduğu konusunda itirazlar bulunsa da aslında bu durum basit bir yanlış anlamadan kaynaklanıyor. İşle ilgili yapılan faaliyetlerden kaynaklanan meslek hastalıkları ve kazaları belirtmek üzere kullanılan “occupational” ifadesi dilimize çevrildiğinde doğal olarak karşımıza “iş” kelimesi çıkıyor. Yani işle ilgili sağlık ve güvenlik. Yoksa emniyet mi demeliydim? Buyrun size ikinci bir kargaşa! Daha başlarken kavramsal kazalara uğruyoruz. Aslına bakılırsa “iş” lerin sağlıklı yürütülmesi anlamında kullanılsa dahi nihai amaç kapsamında değerlendirildiğinde doğru bir bakış açısı kabul edilebilir.
Yine kavramlarla ilgili diğer bir temel sorunumuz da doğrudan “safety” ve “security” ayrımıyla ilişkilidir. Bir zaman önce “emniyet” ve “güvenlik” kavramları üzerinden bu ayrım yapılmaya çalışılmış ise de aslında birbiriyle aynı anlamda kullanılan bu kelimeler günlük hayatta istenen karşılığı bulmamaktadır. Şöyle ki, kasıt unsuru bulunmayan kazaların önlenmesine yönelik “emniyet” ve kasıtlı yapılan ve suç unsuru bulunan eylemlere ilişkin “güvenlik” kavramının kullanılması yönünde bir ayrıma gidilmeye çalışılmış olsa da emniyet güçleri, güvenlik kontrol noktası, iş güvenliği gibi kullanımlardan da anlaşılacağı üzere maalesef kavramsal olarak bile tam bir ayrıma gidemiyoruz. Yazının devamında da üzerinde duracağımız şekilde, bu durum dahi göstermektedir ki, trafik, deprem gibi toplumsal hayatımızdaki önemli konularda olduğu gibi çalışma hayatımızda da tedbirli olmaya yönelik toplumsal bir kültürün bulunmaması nedeniyle, kavramsal açıdan bu iki kelimeyi tam olarak birbirinden ayıramıyoruz. Ne var ki, deniz çevresinin korunmasından bağımsız olarak limanlarda “iş” lerin sağlıklı yürütülebilmesi için her iki kavrama da ihtiyaç bulunmaktadır. Biz bu ikisi arasındaki ayrımı çok basitçe “kasıtlı” ve “kasıtsız” olarak ele almayı tercih ediyoruz, çünkü bu kabul işlerimizi oldukça kolaylaştırıyor. Peki yaptığımız ayrım gerçekten yerinde mi?
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), iş kazalarını tanımlarken “önceden planlanmamış, bilinmeyen ve kontrol altına alınamamış” olaylar ifadelerini kullanıyor. Ancak bu tanımlar mesleki tecrübelerimizle ve kaynaklardaki raporlarla da sabittir ki, meydana gelen iş kazaları açısından oldukça iyimser yaklaşımlardır. Hemen hemen tüm iş kazalarından sonraki soruşturma ve yargılamalarda “taksirle sebebiyet vermek” olarak bir görev kusuru gibi kabul edilmekte ise de kazaların kök nedeni ve olaylar zinciri göstermektedir ki, kazaların oluşumunda taksirin ötesine geçildiği, hatta ILO’ nun kaza tanımındaki gibi “bilinmeyen” bir yönünün olamayacağı görülmektedir. Kaza literatürü yüksekte çalışma yapanların düştüğünü, yanıcı-parlayıcı maddelerle çalışılan yerlerde yangın ve patlamanın meydana geldiğini, yüksek voltajla çalışılan yerlerde elektriğin çarptığını, deniz kenarında bulunan kişi ve araçların denize düştüğünü, stabilitesi bozulan gemilerin alabora olduğunu göstermektedir. Bu anlamda kazaların öngörülemeyen veya tahmin edilemeyen bir yönünün olmayacağı söylenebilir. İş güvenliği konusunda durum bu kadar aşikâr iken, o halde temel sorun nedir? İstatistiklere bakıldığında ülke genelinde iş güvenliğinin istenen düzeye ulaşılamamasının altında ne yatıyor? Gerek uluslararası gerekse ulusal mevzuatta, kural kitaplarında, sektörel tavsiyelerde ve kaza raporlarında tüm mümkün durumlara ilişkin detaylı kurallar mevcut iken, en basit sebep nedeniyle niçin kazalar olmaya devam etmektedir? İşte bu noktada buz dağının alt kısmını oluşturan güvenlik kültürü ile yüz yüze geliyoruz.
İş kazalarını incelediğimizde olaylar zincirinin Gabriel Garcia Marquez’ in “Kırmızı Pazartesi” kitabıyla birebir örtüştüğü görülmektedir, daha ilk sayfadan en son olacaklar bellidir. Yine de bunda çok şaşırılacak bir durum yoktur, çünkü geç yatan birisi sabah zor uyanacağının ve ertesi gün yorgun olacağının, aşırı karbonhidrat tükenen birisi kilo alacağının farkındadır. Ancak bunları yapan kişiler ertesi gün biraz fazla uyuyarak eksikliği telafi edebileceklerine, ya da pazartesi diyete başlayabileceklerine güveniyor olabilirler. Ne var ki konu iş kazaları ve meslek hastalıkları olduğunda çoğu zaman telafisi mümkün değildir. Buna rağmen aynı umursamazlığın çalışma hayatında yapılıyor olmasının sebebinin risk algısındaki zafiyet kaynaklı olabileceği düşünülmektedir. Risklerin farkında olunmaması, unutulması veya umursanmamasına karşın riskler varlığını sürdürmektedir. Dahası kabul etmeliyiz ki insanoğlu birçok konuda tabiat karşısındaki zayıftır.
Teknik olarak risk kavramı olasılık ve şiddetin bir bileşkesi olarak tanımlanmaktadır. Tehlikeler her an zarar vermek üzere hazır bekleyen unsurlardır ve üzerinde kontrol sahibi olmadığımız dışsal bir etmen olarak kabul edilmelidir. Dolayısıyla riski düşürmek için olasılığı azaltmanın yolları aranmalıdır. Tehlikelerin mevcut olduğu bir ortamda risklerin ortadan kaldırılması mümkün değildir. Olasılık bir torbadan top çekilmesi olarak düşünülürse, torbanın içinde kazayı temsil eden kırmızı topun bulunması durumunda, top çekmeye devam edildiği sürece bir gün mutlaka kırmızı top ile karşılaşılacaktır. O halde sorgulanması gereken, kırmızı topun niçin torbada olduğu ve dahası niçin top çekmeye devam ettiğimizdir. Kırmızı topun torbada bulunması hali tehlikeli çalışma ortamının bir sonucu iken, torbadan topun çekilmesi ise çalışanların tehlikeli hareketlerini temsil etmektedir, ki bu ikisi kazaların! tamamını oluşturmaktadır. Geriye kalan çok küçük bir kısmı ise ILO’ nun da kaza tanımındaki ifadesiyle “beklenmeyen” sebeplerden kaynaklanmaktadır. Bu durumda maalesef meydana gelen kazaların çoğunluğu uluslararası literatürde teknik olarak kaza tanımına uymamaktadır. Unutulmaması gereken bir nokta da çekilen ilk topun kırmızı gelme ihtimali de mevcut olup sadece bu anlamda şans faktöründen söz edilebilir. Torbada kırmızı top bulunması durumunda kazalara ilişkin olarak olasılıktan değil, kesinlikten söz etmek daha doğru bir yaklaşımdır.
O halde şu noktanın üzerinde durulmalıdır: kaza ihtimaline karşı top çekmeye niçin devam edilmektedir? Bunun temelinde ne vardır ve düzeltmek için ne(ler) yapmalıdır? Hemen aklımıza mevzuatlar çıkarılması, denetlemelerin arttırılması, cezai işlemlerin uygulanması gibi yöntemler gelmemelidir, keza bunların hepsi zaten uygulanmış olup etkinliği tartışılmalıdır. Yoldaki radarların sadece o noktada hızı düşürebildiği herkesçe malum iken, her an herkesi denetleyebilecek kadar beşerî ve mali kaynak bulmak da imkânsızdır. Bu noktada karşımıza güvenlik kültürü kavramı çıkmaktadır. Güvenlik kültürü zafiyetinin temelinde ise belki de olasılık kavramının iyi anlaşılmaması yatmaktadır. Araç kullanan her sürücü emniyet kemeri takmadığında o gün hayatını kaybetse, muhtemelen tüm sürücüler kesinlikle kemer takacaktır. Araçta kemer takmayan bir sürücünün lunaparkta metrelerce yükseklikte ters dönen bir oyuncakta da kemer takmaması düşünülebilir mi? Olaylarda kesinlik yerine düşük bir olasılık söz konusu olduğunda bu olasılığa güvenilerek yaşam üzerine bahse girilmektedir.
Dün bir şey olmadı, önceki gün de olmamıştı, geçen ay da! “Demek ki bir şey olmuyor” yanılgısının altında kazaların tek bir sebebe bağlı olmadığı gerçeğinin göz ardı edilmesi gelmektedir. Bir liman sahasında araçla aşırı hız yaparak virajda savrulan ve denize düşen araç sürücüsü bu hareketi muhtemelen ilk defa o gün denememiştir. Bir aracın denize uçması tek bir yanlış harekete değil fakat birden fazla faktörün bir araya gelmesiyle oluştuğundan, önceki denemelerde kaza yaşanmaması bir zaman sonra böyle bir ihtimalin bulunmadığına dair yanılsama oluşturmaktadır. Halbuki kazadan önceki denemelerde muhtemelen o gün yağış yoktur, araç lastiklerinin durumu daha iyidir, dikkati dağıtan bir telefon görüşmesi yapılmıyordur veya zeminde kayma sağlayan yük kalıntıları yoktur.
Kaza olasılığıyla ilgili olarak akılda tutulması gereken temel bir nokta şudur: eğer bir şeyin olasılığı varsa, adından da anlaşılacağı üzere o şey mutlaka olacaktır, ihtimal çok küçük dahi olsa. Bir liman tesisinde tahıl deposu varsa ve bu ürünün patlama olasılığı varsa, bir gün mutlaka bu olay cereyan edecektir. Birbirinden ayrık olaylar olarak değerlendirildiğinde, şimdiye kadar kaza yaşanmaması, bundan sonra meydana gelmeyeceğine ilişkin bir kanıt teşkil etmemektedir. Alınan her ilave tedbirin sadece ihtimali düşürdüğü unutulmamalıdır. Bu noktada kazalara karşı uygulanacak izlemelerde önceliğin tehlikenin varlığını ortadan kaldırmaya yönelik olması gerekmektedir.
Kaza teorileri göstermektedir ki, kaza zinciri koptuğunda kazalar oluşmamaktadır. Kazaların önlenmesi için kadere sığınmak yerine kazaları teknik olarak inceleyerek sonuçlar çıkarılması ve tekrarlanmaması amacıyla gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Kazaların sebebi büyük veya küçük olsun, tıpkı Tianjin veya Beyrut limanlarında da tecrübeyle sabit olduğu üzere, sonuçlarının kestirilemez olduğu unutulmamalıdır. Kazalar meydana gelmeden önce çok defa ön belirtiler vermekte olup, endüstriyel kaza literatüründe çoğu zaman her 30 kazada 1 kişinin hayatını kaybettiğinden söz edilmektedir. Ne var ki bilimsel çalışmalar limanlarda bu oranın ¼’ e yükseldiğini ortaya koymaktadır. Her endüstri kendi üretimine yönelik uzmanlığa sahip iken, limanlar tüm endüstrilerin yüklerini elleçleyen ve yüklerle birlikte tüm risklerin de bir araya geldiği çalışma alanlarıdır. İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması mal ve hizmet üretim maliyetini düşürürken kaliteyi arttırmaktadır. Bilinen en eski endüstrilerle başlayan ve sanayi devrimi sonrası artarak devam eden iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı “iş” lerin sağlıklı yürütülebilmesi adına insanlığın tehlikelere karşı mücadelesinin devam edeceği açıktır. Her alanda olduğu gibi bu mücadelede de günün şartlarına uygun yenilikçi çözümlerin ortaya konması ve bu arayışların sürdürülmesi önem arz etmektedir.
Sağlıklı, emniyetli ve başarılı çalışma hayatı dileklerimle.
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul