Adres
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul
Değerli Limancı Dostlarım,
Bu sayımızda konumuz Limanlarda İş Sağlığı Güvenliği ve Çevre.
İş Güvenliği ile ilgili ilk eğitimim Üniversite stajımı yaptığım tersanede idi.
Şefimiz, bir iş kazası olduğunda, hemen yaralı veya ölü işçinin yanına yere bir baret koymamız gerektiğini, baretin kullanılmış kirli bir baret olmasına dikkat etmemizi, yoksa olay yerine gelen SSK müfettişlerlerinin yeni ve temiz barete inanmadıklarını anlatmıştı.
Sanırım bu HSE konusunda aldığım ilk ve son eğitim oldu.
Her sene zorunlu HSE yenileme eğitimleri verilirdi, katılmazdım.
“Eğitimin sonuna gelin, imza atar çıkarsınız.”
Katılmadım.
Önem vermediğimden değil, yapmacık bir şeyi yapmayı doğru bulmadığımdan katılmadım.
Limancılık hayatım boyunca, gerek çalıştığım limanlarda, gerek çevre limanlarda hemen her sene ölümlü ve ağır yaralamalı kazalar gördüm.
Bu kazaların hepsi, basit HSE eğitimleri ve temel HSE prensiplerine uyum ile önlenebilecek kazalar idi.
Hiçbir kaza yoktu ki,
“Yok artık yahu bu da olur mu, bu konuda artık yapılabilecek hiçbir şey yokmuş” denilsin.
Hepsi göz göre göre gelen, “askıda yük altına girme, yüksekte çalışma, iş makinasına güvenli mesafede çalışma, ambara havalandırma yapmadan girmeme, konteyner gölgesinde uyumama, tren yolu üzerinde durmama” gibi en temel prensiplerin ihlali ile gelen kazalardı.
Yangın tatbikatı düzenlenirdi. Bir hafta önceden haber verilirdi, şu tarih şu saat. Provalar yapılır, malum Genel Müdür gelecek, görecek.
“Şu tarihte bina önünden arabaları çekin, itfaiye aracı girecek” tatbikat için.
Gerçekten yangın olsa yandık, o kadar arabayı nasıl ne zaman çekeceğiz de itfaiye gelecek. Gelse içinde su yok yollar tozumasın diye arozöz olarak kullanılıyor, su olsa pompası arızalı, pompası çalışsa merdiveni yok...
Araç güzel gözüküyor ama, kırmızı renkli. Var mı, var.
Kağıt üstünde tüm eğitimlerim tam ama. Tüm tatbikatlara da katılmışım.
HSE prosedürleri gibi tastamam. Hepsi tam, dosyalar yan yana dizili. Denetlemeden denetmeye bakılır, güncellenir. Onun dışında üstü tozlu. İçinde ne yazdığını ancak yazan bilir.
Tozlu dosyalar ve gerçek hayat.
20 sene kadar önce SCCT, Suez Canal Container Terminal’ini gezmiştim. Mısır’ın HSE koşulları malum. Ancak terminalin içi ayrı bir dünya idi. Eğitim için ayrı bir terminal sahası ayrılmıştı. O zaman çalıştığım terminal sahasından daha büyük bir eğitim alanları vardı, yaklaşık 100bin m2. Limanda çalışacak tüm operatörler, işçiler katıldıkları ilk bir ay boyunca vardiyalarını bu alanda çalışarak geçiriyorlardı. Bir eğitim barge’ından konteynerler tahliye ediliyor, sahaya taşınıyor, indiriliyor, kaldırılıyor, bütün gün senaryolara göre eğitim alıyorlardı. Terminale göz retina kontrolü ve yüz tanıma sistemi ile giriliyor, içerisi HSE cenneti. Kapıdan çıkıldığı zaman ise tekrar Mısır’ın gerçekleri.
Daha küçük yaşlarda okulda öğrenmiştik Atın sahibine göre kişnediğini. Ahmet Hoca’nın dersinde gürültü, uğultu, şamata. İsmet Hoca derse girdi mi, aynı sınıfta çıt çıkmazdı. Yiyorsa çıksın, herkes bilirdi başına ne geleceğini. Ondan sonraki derste başka öğretmen, tekrar Hababam sınıfı.
Çocukluk yıllarımda Başbakan gelecekti, Elazığ ilk defa asfalt görmüştü uzun yıllardan sonra. Turgut Özal geldi, sokaklar tertemiz yepyeni asfalt, ertesi hafta ise kazmışlardı kablo geçirmek için sokağımızı. Asfalta mı sevineyim, yeni asfaltlı yolumuzu kazdıklarına mı üzüleyim şaşırmıştım. Dökülen asfalt ta zaten bir kış dayandı, incecik göstermelik bir asfaltmış.
İş hayatı da devamı oldu bu öğretilerin. Tüm gümrük memurları düzgün resmi giyindiğinde anlardık ki denetleme vardı, bölge müdürü gelecekti. Ertesi gün sal gitsin.
Rulo sac tahliyesi var, güzergahta polis varsa sorun yok, yükle 60 tonu. Güzergahta Jandarma varsa başka, istiap haddi aşılmaz.
Falanca fabrika disiplinlidir: PPE olmadan aracı içeri almaz, yüklemez. Kapıda tır şoförleri birbirine çelik burunlu ayakkabı, baret yelek, maske, gözlük verirler. Yan fabrika aynı malı üretir, kimse bir şey sormaz.
Demek ki bu iş kültürle, ülkeyle vb ilgili değil. Sıvılar bulunduğu kabın şeklini alırlar.
Gerçekten istenir ise kurallar çatır çatır uygulanır, göstermelik yapılıyorsa da herkes bilir, ona göre hareket eder. Bu konuda da karar yukarıdan gelir.
HSE kültürü yukarıdan aşağıya doğru uygulanan bir kültürdür, aşağıdan yukarıya değildir. Yönetim ister ise olur, istiyormuş gibi yaparsa da, oluyormuş gibi olur.
“Elephant in the room” tabiri vardır, meşhur. Herkes bilir odada olduğunu kocaman bir filin, ama kimse file bulaşmaz, dokunmaz, yokmuş gibi hareket edilir. HSE de böyle bir gündem.
Katıldığım üst düzey toplantılarda İş güvenliğinin hiç ana gündem konusu olduğunu hatırlamıyorum. Bir büyük kaza sonrası suçlu bulma ve reaktif tepki verme konuları hariç, üzerinde önceden proaktif olarak adam akıllı görüşüldüğünü.
Konuşurduk, ama bilirsiniz işte bir şeyi konuşmak ile gerçekten davranışlar arasında o kadar büyük fark vardır ki, anlarsınız öylesine konuşulduğunu.
“Nasıl gidiyor HSE, sayın operasyon müdürü, sayın HSE müdürü, dikkat ediyorsunuz değil mi?”
“Tabi efendim, ama işçi böyle, sendika şöyle, taşeron zaten öyle. Dilimizde tüy bitti, başımızı çevirince çıkartıyorlar bareti vb.”
Ticari kaygılar, işleri yetirilebilme, dar alanda çok iş yapma, maliyetleri azaltmak hep ön plandadır.
Zannediyorum, sorunun gerçek kaynağı ve gerçek çözümü burada. Bir iş kazası olduğunda müdür sorumlu oluyor, yönetici yargılanıyor. Şirketin sahibi, yönetim kurulu bir şekilde kişisel sorumluluğunu hukuksal olarak profesyonel yöneticilere devredebiliyor. Kaza olunca, şirket adına müdür yargılanıyor, hissedar değil.
Ancak müdürün eli kolu bütçe konusunda, iş konusunda bağlı.
Kapasitenin üzerinde iş yapılacak, ekipmanlar limite kadar zorlanacak, yeni başlayan operatör ilk gün makinanın başında olacak, mümkün olan her yerde taşeron kullanılacak, taşeronun da en ucuz fiyat vereni seçilecek.
Ondan sonra “Biz müdüre yetki verdik, o görevini suistimal etti, o sorumlu” oluyor.
Toplantılarımızda gündem HSE olmazdı pek, ama bir çok defalar Genel Müdürlerimizin HSE için toplantıdan bir 10 dakikalığına çıktığını gördüm.
HSE resim yarışması birincisine ödül verilecek. Fotoğraf çekilecek.
HSE haftası, video yayınlanacak, mesaj verilecek.
Sahilde çöp toplandı, plaket verilecek.
Evet sahadan pürüz geliyor; emniyet kemerini kesenler, sigara içmenin yasak olduğu iş makinasına konulan yeni VMT ekranı küllük koyduğu yere monte edilmiş diye 2.000 Euroya alınan araç terminalinin ortasına küllüğü çakanlar, emniyet kemeri takılmış şekilli tşört giyip kamera kontrolünden kaçanlar…
Bunları düşünüp biraz empati yapmak istiyorum şirket hissedarları ve yönetimi ile, zorluyorum, zorluyorum kendimi, ama yine de yapamıyorum.
Çünkü biliyorum ki, isteyince oluyor.
İstiyormuş gibi yapınca, HSE eğitimini veren de biliyor ertesi gün bir şey değişmeyecek. Eğitimi alan da biliyor. Müdür de biliyor, ama açılış konuşmasından sonra çıkarken fısıldıyor eğitmenin kulağına: fotoğraf çekilirken çağırın, dergiye koyacağız.
Fotoğraf çekmekle, HSE haftasında resim yarışması yapmakla, HSE yazan pasta kesmekle, çöp toplamakla HSE bilincini arttırdığımızı sananlar.
O kaza değildir, taşeron kazası bizim istatistikten sayılmaz, bu “nearmiss” değildir, diye kafasını kuma gömenler. Bile bile iş makinaları güvenlik ayarlarını bypass edenler, eski ve güvenli olmayan ekipmanla, ataçmanla iş görmeye devam edenler.
Fotoğraf önemli ama.
Aman fotoğraf çekilirken çağırın beni. Aman plaket vermeye çağırın Genel Müdürü, Patronu.
Limancılık hayatımda birçok departmanın sorumluluğunu üstlendim.
Tek almayı istemediğim, uzak durduğum, HSE departmanları idi.
Biliyordum HSE departmanlarının tozlu dosyaları ile gerçek hayat arasında o kadar fark vardı ki. Düzeltmesi çok zordu. Olmayacaktı. Ameliyat masasında kalan hasta gibi, elde kalırdı.
Gerçek, samimi yönetim isteği ve desteği olmadan HSE kültürünü değiştirmek, iyileştirmek imkansızdır.
Bu nedenle bir limanda iş güvenliğinin gelişmemesinin ana nedeni, gelişmeyi, iyileşmeyi istiyormuş gibi, destekliyormuş gibi yapan yönetimlerdir.
Adamın tekinin 3 tel saçı varmış, berbere gitmiş.
Berber sağa tararken bir tanesi kopmuş, sola tararken öbürü gitmiş. Adam sonunda;
“Bırak demiş yahu, bırak dağınık kalsın.”
Bizim Liman yönetim toplantı odalarındaki filler de böyle.
Saçlarını düzeltmek imkansız.
Neyse nereden açtık ki konuyu, gidip bir fotoğraf çektirelim.
Bırakalım Fili, dokunmayalım ona. Saçları da dağınık kalsın.
Buğra BİLGİNER
bugra.bilginer@turklim.org
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul