Adres
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul
Son yıllarda, önce sık sık politikacılardan duyduğumuz, bugün bir çok kişinin diline pelesenk olmuş bir kelime var: “liyakat”. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre “Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu”dur.
Ben, liyakat kelimesini duyduğumda, ortaokul öğretmenim bize veda ederken nasihati aklıma geldi: “Çocuklar! Şimdi mezun oluyorsunuz, hayata atılacaksınız, bir yere malik olmaya değil layık olmaya çalışın” dedi. Aradan o kadar uzun zaman geçmesine rağmen hala unutmadım. Çok anlamlı gelmişti ve birçok kez, çok doğru sözmüş dediğim için her halde, geçen bunca zamana rağmen unutamamışım.
Türkiye’nin yönetim kademelerinde yer alan, benim de yer aldığım jenerasyonun kariyer adımları, genelde alt sevilerden başlamış deneyim ve donanımları artarak devam etmiştir. Bizim dönemimizdeki iş hayatının rutini böyleydi. Profesörlerin çantasını taşıyan asistanlar, patronlarına çay servisi yapanlar, müşteri ziyaretine giderken paçası kirlenmesin diye ayaklarına poşet takanlar… Herkesin iş hayatı en alt seviyede ve işin gerektirdiği her işi yaparak başlardı. Bunlar yadırganacak bir durum değil, öğrenme sürecinin bir parçasıydı. Öğrenmeye giden yolun gül bahçesi olmadığını biliyorduk sonuçta. Hatta kendi adıma söyleyebilirim ki; bu yolda göz yaşı dökmüşlüğüm bile vardır.
Aradan geçen 30-40 yılda ülkemizde ve dünyada değişen birçok şey gibi, iş hayatında kariyer yolları çok değişti, eğitim sistemi de değişti.
Size benim dikkatimi çeken güncel rakamlardan bahsedeceğim:
· Şu anda Türkiye’de 15 milyon üniversite mezunu var nüfusun %17,6 üniversite mezunu.
· 4 yıllık bir üniversitede okumanın maliyeti, devlet üniversitesinde ortalama 1 milyon, özel üniversitedeler de ortalama 4 milyon.
· Üniversite mezunu gençlerin 1/3’nün işsiz.
· Bir kalıp ustası, bir endüstri mühendisinden 5 kat fazla maaş alıyor.
Bunları alta koyarsanız çıkan sonuçlar bir hayli ilginç.
Türkiye’deki ailelerin çoğu çocuklarını okutmak için, hevesliler. Yemeyip içmeyip, çocuklarının iyi eğitim alması için ciddi fedakarlıklar yapıyorlar.
Gençler okulu bitiriyor ve iş bulamıyor ya da buldukları iş eğitimini aldıkları iş değil.
Türkiye’de ara eleman problemi var.
Üniversite eğitimi ailelere de maliyet, ülke ekonomisine de bir yük.
İş verenler açısından bakılırsa, yine eğitim sistemi ve beraberinde gelen birçok sorun var. İşin niteliğine uygun aday bulunamaması, işin niteliğinin beğenilmemesi, deneyim eksikliği, maaş ve maliyetler gibi iki tarafa da “haklısın” demek zorunda olacağın bir sürü detay.
Eğitim ve istihdam paradoksu yaşayan işverenlerden biri ve 2 yetişkin çocuğu olan biri olarak, ters giden veya doğru yapılan şeyleri gözlemleme ve değerlendirme fırsatım oldu.
Herkesin üniversite mezunu olması gerektiğini düşünmemekle birlikle her gencin üretime katkısı olacak bir bilgi ve beceri ile donatılması gerektiğini, bu niteliklerine uygun ekonomik şartlara sahip olması gerektiğini düşünüyorum. 16 yaşından sonra insanlar üretime katkıda bulunabilir, eğitim almaya devam edebilir ve hatta kısa süre içinde kendi hayatlarını kurabilir.
Özellikle, özel bilgi beceri gerektiren alanlarda uzmanlaşma, yetişen zanaat erbapları piyasanın istihdam sorunlarını minimize etmeye yararken makro ve mikro iktisat bazında da fayda sağlar.
Eğitimdeki kalite ve yetişmiş insan gücünden bahsetmişken, eğitimcilerin kalitesini de sorgulamakta fayda var. Maalesef zaman zaman karşılaşıyoruz, kendi çalıştığı alanla ilgili hiçbir saha deneyimi olmayan eğitimcilerin, iş hayatına hazır gençleri yetiştirmesi bir ütopyadan ötesi değildir. Bu yüzden, eğitimcilerinde, eğitim alanlar kadar okul-sanayi-iş hayatı ile iş birliği içinde olması önemlidir.
Kızım Almanya’da Erasmus yaparken bir proje ödevinden bahsetmişti; global bir firma, İnsan Kaynakları departmanının kullanımı için bir yazılım yaptırmak istiyor. Bu proje için ihtiyaçlarını belirliyor ve üniversitenin ilgili bölümleri ile görüşerek, projeyi öğrencilerin yapmasını istiyor. Benim bildiğim kadarıyla, en az her biri 5 kişiden oluşan 20 öğrenci grubu, projenin tasarımından kodlamasına, testine ve müşteri sunumuna kadar tüm aşamalarını tamamladı. Öğrenciler projelerinden ders notu aldılar hatta beğenilen proje grubu, firma ile sözleşme yaparak, profesyonel olarak projeyi aldı. Projeyi kazanan veya kazanmayan her grup, müthiş bir deneyim ede ederek kazançlı çıktı. En büyük kazanımları, piyasada işlevselliği olan bir proje akışını tamamlamış olmaları idi. Bir üniversitenin işletme fakültesinde ücretsiz seminer verme talebine cevap dahi verilmeme deneyimine sahip olduğum için keşke… demekten kendimi alamadım.
Eğitimle ilgili bir sürü sorunlarımız olmasına rağmen güzel gelişmeler, yenilikçi akımlarda başladığını görebiliyoruz. Birçok üniversitede uygulamaya geçen uzun dönem staj imkanı yetişmiş istihdamda kaliteyi artıracak bir yaklaşım. Öğrencilere, son yılın bir döneminde staj yapma opsiyonun verilmesi, iş hayatı ile akademinin birbirine yakınlaşmasını sağlayan önemli adım.
İş veren açısından, düşük maliyetle personel edinme şansı sağlan bu uygulama, personele de deneyim edinme ve işi tanıma anlama olanağı tanıyor. Biz firma olarak, Üniversite stajı vesilesi ile tanıştığımız bir meslektaşımızı tanıma, yeteneklerini ve bilgisini değerlendirme fırsatı edindik ve şimdi de onunla profesyonel olarak çalışma olanağı bulduk. Umarım Türkiye’nin her üniversitesi, her meslek okulu bu uygulamaya katılacak noktaya gelir.
İlk yerli liman otomasyonu geliştiren yazılım firması olarak, Türkiye’nin tüm denizlerinde müşterimiz var ve 25 yıldır onlarla bilfiil çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmaları sadece IT birimleri ile değil, sahada yer alan bir çok personelin SolonPort’un kullanıcısı olması nedeniyle, kapıdan, kantara, operatörlerden tahakkuka tüm departmanlar ile yapma ve onları tanıma fırsatımız oluyor.
Limanlarda, istihdamla ilgili ciddi problemlerin olduğunu hem gözlemlerimize dayanarak hem de liman yöneticileri ile yaptığımız görüşmelerden edindiğimiz bilgilerle, söylemek mümkün. Öncelikle problemin esas noktasının, insan kaynağının büyük şehirlerde yoğunlaşması nedeniyle oluştuğunu söyleyebiliriz. Özellikle Anadolu’da yer alan limanlar, yetişmiş insan gücüne ulaşamamaktan, yetiştirmek için yüksek maliyetlere katlanmak durumunda olduklarından ve yetişmiş insan gücü de ekonomik nelerden dolayı sürdürülebilirliğini sağlayamamaktan şikayetçiler.
Denizcilik Fakülteleri ve meslek yüksek okulları liman sektörünün istihdam ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli değil. Özellikle limanlar gibi iş güvenliğinin yüksek seviyelerde olması gereken sektörlerin kendi personel ihtiyaçlarını, kendi diledikleri şekilde yetiştirmelerine olanak yok. Okulların verdiği eğitimler ve bu sektörde kullanılacak eğitim teknolojilerine ait yatırımlar oldukça sınırlı. Birçok denizcilikle ilgili okulda eğitim için simülasyon ekipmanları bulunmamakta.
Firmamız, Solon Academy çatısı altında, sektörün eğitim ve istihdam ihtiyacına yönelik limanlar ve üniversitelerle iş birlikteliği içindedir. Bazı üniversitelerin liman sektörü ile ilgili derslerine brifing verme amaçlı katılım sağlarken, bazı üniversitelerle dönemlik derslerinin tamamına katılım sağlamıştır.
Üniversite öğrencileri gençlerimiz, düzenlediğimiz sertifika programları kapsamında, liman sektörünü tanıma, profesyonellerden sektörü dinleme imkanı bulmanın yanı sıra, iş başvurularında da firmamızdan destek almışlardır.
Ders verdiğimiz üniversitenin İlk dönemdeki, ilk derse dinleyici olarak katıldığımda, öğrencilerin çoğunun bölümü, bilinçli olarak değil, sınav puanının tutması nedeniyle seçmiş olması ve başka bir iş yapacaklarını söylemiş olmaları üzücü gelmişti. Ama bu da Türkiye’deki eğitim sisteminin bir neden-sonucuydu. Sonrasında güzel olan şey, ilk dönemin sonunda öğrencilerin çoğunun limanlarda çalışmak istemeleri ve hatta bizim müşterilerimizin onları işe alması için bizden yardım talepleriydi. İşte o gün en azından birkaç deniz yıldızını kurtarabilmiştik.
Gençliği yetiştiriniz. Onlara bilim ve kültürün olumlu fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Özgür fikirler uygulamaya geçtiği zaman, Türk milleti yükselecektir. (20 Mayıs 1924 Ankara Maarif Kongresi)
Aydınlık bir gelecek ve yükselen bir Türkiye için yapılması gereken şeyi Mustafa Kemal Atatürk 100 yıl önce söylemiş. “Z kuşağı bizden farklı, yönetmek zor ” gibi bahanelerin ardına saklanmadan ülkeyi yönetenler ve iş hayatının deneyimli yöneticileri sorumluluk almak zorundadır.
Öncelikle eğitimde kalitenin artırılması, gençlerin bilinçlenmesini sağlayacaktır. Gençlerin dinamizmi ve bu günkü teknolojik olanaklar onların yollarını bulmasını kolaylaştıracaktır. Eğitimdeki toplam kalite artışı sadece liman sektöründe değil, tüm sektörlerde, bugün ironik aynı zamanda kronik hale gelmiş, yüksek işsiz sayısını, yüksek işçi arayışının azalmasını sağlayarak istihdama yönelik pozitif çözüm olacaktır. İstihdamdaki denge; performans artışıdır, olumlu ekonomik göstergelerdir ve beklenen sonuç yükselen Türk milletidir.
Aydınlık geleceğimize….
Yelda Okşak
29.02.2024
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul