Adres
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul
Alınan birçok önleme rağmen limanlarda gemi ve vinç kazaları ile sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu kazalar büyük maddi hasarlara yol açabildiği gibi can kayıpları ya da yaralanmalara da sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca kazanın gerçekleştiği limanda iş kayıpları ortaya çıkmakta ve dolaylı olarak maddi kayıplar artabilmektedir.
Bu tür kazalarda yapılacak müdahalelerin hızı ve etkinliği önem arz etmektedir. Kazanın meydana gelişinden sonraki birkaç saatte yapılacak eylemler kaza ile ilgili olarak izlenecek ve uzun zaman alacak hukuki prosedürlerde önemli rol oynayacaktır. Ayrıca olayın meydana geliş nedenlerinin, olaydan kaynaklanan sorumluluk oranlarının ve hasar tespitinin yapılması gerekmektedir.
Bunların haricinde ortaya çıkan kazanın deniz ticaret hukukunun kendine özgü bazı müesseseleri ile bağlantılı olması sebebiyle diğer hukuk branşlarında karşılaşılmayan farklı usullerin, teminat türlerinin ve sorumluluk sınırlarının da özenli şekilde ele alınması gerekmektedir.
Bu bağlamda gemi ve vinç kazalarını “deniz alacaklısı hakkı”, “gemi alacaklısı hakkı”, “müşterek avarya” ve “donatanın sorumluluğunun sınırlandırılması” gibi hukuki kavramlar çerçevesinde genel hatları ile ele almak gerekmektedir. Ancak her somut olayın bir diğerinden farklı olması ve uygulanacak hukuki düzenlemelerin de bu doğrultuda farklılaşabileceği dikkate alınarak bu yazının mümkün olduğunca genel bir çerçeve çizmekle yetineceğini ancak yine de okuyuculara faydalı olmasını umuyorum.
Deniz Alacaklısı Hakkı
Her somut olayda ortaya çıkabilecek sorumluluklar ve alacak türleri farklı olabilmekle birlikte bir gemi ve vinç kazasından kaynaklanan alacak hakkı büyük oranda Türk Ticaret Kanunu’nda listelenen “deniz alacakları” kapsamına girecektir. Nitekim geminin vince çarpması neticesinde meydana gelecek kayıp ve hasarlar “geminin işletilmesinin sebep olduğu zıya veya hasar” ya da “geminin işletilmesi ile doğrudan doğruya ilgili olarak karada veya suda meydana gelen can kaybı veya diğer bedensel zararlar” başlıkları altında sayılan deniz alacaklarından birisi olarak kabul edilebilecektir.
Bilindiği üzere deniz taşımacılığının kendine özgü dinamikleri ve bu dinamikler doğrultusunda gelişen deniz ticareti hukuku kuralları bulunmaktadır. Gemilerin üçüncü kişilere satılabilmesi ve farklı ülkeler arasında kolaylıkla yer değiştirebilmesi gibi nedenlerle gemi donatanına (ya da gemi ilgililerine) karşı yöneltilen alacakların garantiye alınmasında güçlükler söz konusu olabilmektedir.
Bu bakımdan gemi ve vinç kazalarından kaynaklanan can kaybı ve bedensel zararlar ile maddi hasar ya da kayıplarda yöneltilecek alacak haklarının teminat altına alınması önemlidir.
Bu teminat ise deniz alacaklısı hakkına sahip olanlara kanunen tanınmış olan “ihtiyati haciz” ve geminin seferden menedilmesi (başka bir deyişle geminin “tutuklanması”) ile sağlanabilmektedir.
Gemi donatanı, bu tür kazalar nedeniyle gemisi ihtiyaten haczedilip seferden men edildiğinde kendisine yöneltilen deniz alacağını karşılamak üzere teminat göstererek gemi üzerindeki ihtiyati haczi kaldırıp geminin serbest kalmasını sağlayabilecektir.
Ülkemizde gemi donatanının göstereceği bu teminat çoğunlukla banka teminat mektubu formunda olup alacaklının onayının bulunması kaydıyla mesuliyet sigortacıları tarafından verilen teminat mektupları da geminin serbest bırakılmasını sağlayabilecek nitelikte teminat olarak kabul edilebilmektedir.
Gemi Alacaklısı Hakkı
Gemi ve vinç kazalarından kaynaklanan alacakların bir bölümü aynı zamanda “gemi alacaklısı hakkı veren” alacaklar kategorisine de girebilecek niteliktedir. Nitekim Türk Ticaret Kanunu, “gemi alacaklısı hakkı” veren alacakları saydığı düzenlemesinde kısaca “geminin işletilmesi ile doğrudan doğruya ilgili olarak karada veya suda meydana gelen can kaybı veya diğer bedensel zararlardan doğan” alacaklara da bu kapsamda yer vermiştir. Yine aynı düzenlemede “geminin işletilmesinin sebep olduğu maddi zıya veya hasardan doğan ve haksız fiile dayanan alacaklar” da gemi alacaklısı veren alacaklar arasında sayılmıştır.
Gemi alacaklısı hakkının teminat altına alınabilmesi bakımından Türk Ticaret Kanunu’nda kazaya karışan gemi hakkında “kanuni rehin hakkı” doğmaktadır. Gemi alacaklısı hakkından kaynaklanan rehin hakkı gemiye zilyet olan herkese karşı ileri sürülebilmektedir. Bunun pratik sonucu olarak ise kazaya karışan gemi kazadan sonra satılıp el değiştirse dahi geminin yeni malikine karşı kanuni rehin hakkı ileri sürmek mümkün olabilmektedir.
Müşterek Avarya
Limanlarda meydana gelen büyük çaplı kazalarda kazanın doğuracağı kayıp ya da hasarı azaltmak veya engellemek amacıyla yapılan eylem ve fedakarlıklar “müşterek avarya” hallerinden birisi olarak da sayılabilecektir. Nitekim deniz ticareti hukukun en köklü müesseselerinden birisi olan “müşterek avarya” Türk Ticaret Kanunu’nda şu şekilde ifade edilmiştir:
"Ortak bir deniz sergüzeştine atılmış olan gemiyi, yükü, diğer eşyayı ve navlunu birlikte tehdit eden bir tehlikeden onları korumak amacıyla ve makul bir hareket tarzı oluşturacak şekilde, bile bile olağanüstü bir fedakârlık yapılması veya olağanüstü bir gidere katlanılması hâlinde ‘müşterek avarya hareketi’ var sayılır ve bu hareketin doğrudan doğruya sonucu olan zarar ve giderler müşterek avarya olarak kabul edilir.”
Dolayısıyla, geminin bir vince çarpmasının engellenmesi veya çarpışma engellenemiyorsa ortaya çıkabilecek kayıp ya da hasarın azaltılması amacıyla kaptanın yapacağı bir fedakârlık söz konusu olduğunda bu hareketin sonucunda ortaya çıkan hasar ya da kayıplar ile yapılmış olan masraflar, müşterek avarya kapsamında değerlendirilecektir. Örneğin vinç kazasının engellenmesi maksadıyla kaptan tarafından manevra yapılarak geminin karaya oturtulması halinde müşterek deniz sergüzeştine katılan varlıklarda meydana gelecek kayıp ya da hasarlar müşterek avarya sayılacaktır.
Bu durumda müşterek avaryadan kaynaklanan borçların (müşterek avarya garame paylarının) gemi, yük, navlun ve diğer eşya arasında paylaştırılması gerekecektir. Bu paylaştırma, taraflar arasında başka bir husus kararlaştırılmamış olduğu takdirde, Milletlerarası Denizcilik Komitesi (“Comité Maritime International”) tarafından hazırlanan ve Türkçe’ye çevrilip yayımlanmış olan en son tarihli York-Anvers Kurallarına tabi olacaktır.
Alacaklılar, teminat yönünden gemi üzerinde gemi alacaklısı hakkına, garameye girecek eşya üzerinde Türk Medenî Kanununun 950-953 üncü maddeleri uyarınca hapis hakkına ve navlun üzerinde aynı Kanunun 954-961’inci maddeleri uyarınca alacak rehnine sahip olacaklardır.
Ayrıca geminin zararın tespiti ve paylaştırılması gereken limandan ayrılabilmesi için, gemiye düşen garame paylarına karşılık olarak yükle ilgililere teminat gösterilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Donatanın Sorumluluğunun Sınırlandırılması ve Fon Tesisi
Gemi ve vinç kazalarında bir diğer önemli husus da gemi donatanlarının sorumluluklarını sınırlama olanağına sahip olmalarıdır. Deniz ticareti hukukunun yine köklü bir tarihe sahip müesseselerinden birisi olan “deniz alacaklarına karşı sorumluluğun sınırlandırılması” rejimi deniz ticareti faaliyetinin sürdürülebilirliği ve deniz taşımacılığından doğabilecek rizikoların sigortalanabilirliği yönlerinden önemli bir işlev görmektedir.
Sınırlı sorumluluk uluslararası düzeyde 1976 tarihli Londra Konvansiyonu ile öngörülmüştür. Türkiye’nin de taraf olduğu bu Konvansiyon ve büyük oranda Konvasiyon hükümleri doğrultusunda hükümler içeren Türk Ticaret Kanunu, ülkemizde meydana gelen bir kazada donatanın sorumluluğunun sınırlandırılmasında uygulanacak hukuk kuralları olacaktır.
1976 Londra Konvansiyonu’nda kaza niteliğindeki akit dışı bütün zararlardan doğan alacaklar sınırlamaya tabi tutulduğu gibi ölüm ya da yaralanmadan doğan alacaklar veya her türlü eşyanın kaybı ya da hasarlanmasından doğan alacaklar da sınırlamaya tabi tutulmuştur. Konvansiyon’da, bu kayıp ya da hasarların liman tesislerinde meydana gelmiş olması durumunda ortaya çıkan alacakların da sınırlı sorumluluk rejimine dahil olduğu özellikle ifade edilmiştir.
Gemi ve vinç kazalarında limanın, yük sahibinin, can kaybına maruz kalanların yakınlarının ya da yaralanan kişilerin gemi donatanına karşı tazminat isteminde bulunmaları durumunda alacağın sınırlı sorumluluğa tabi olduğu savunması (def’i) ileri sürülerek donatanın sorumluluğunu Konvansiyon hükümlerine göre belirlenecek bir miktarla sınırlama yolunu tercih etmesi mümkün olduğu gibi, donatan tarafından yetkili mahkemede dava açılarak söz konusu olay nedeniyle sınırlı sorumluluk fonu tesis edilmesi de talep edilebilecektir. Sınırlı sorumluluk fonu tesis edildiğinde, tazminat talebinde bulunanların alacaklarını bu fondan tahsil etme zorunluluğu söz konusu olacaktır.
Fon tesisi bakımından donatanın kazanın meydana geldiği yerde fon tesisi için başvuruda bulunması doğal olmakla birlikte fon tesisisinin kazanın meydana geldiği ülke dışında da gerçekleştirildiği örneklerin bulunduğu unutulmamalıdır.
Fonun oluşturulması ile fon alacaklılarından hiçbiri artık bu alacağa ilişkin sahip olduğu hakları donatanın kalan malvarlığı üzerinde kullanamayacak; tesis edilen fon dışında alacağın tahsili imkânı ortadan kalkmış olacaktır.
Fonunun tesisi, fon tesisi başvurusunu kabul eden mahkemenin göstereceği banka hesabına para yatırılması yoluyla yapılabileceği gibi fon tesisini yapan ülkenin yerel hukukuna göre uygun görülen farklı bir teminat gösterilmesi ile de sağlanabilecektir. Bu bağlamda ilk akla gelen banka teminat mektupları olmakla birlikte kimi ülkeler donatanın mesuliyet sigortacısı tarafından verilen teminat mektuplarını da fon tesisi bakımından yeterli kabul etmektedir.
Fon tesis edildiğinde donatanın kendisine yöneltilen alacak isteminin türüne ve geminin tonajına göre belirlenen bir üst limit dahilinde sorumluluğu söz konusu olacaktır. Gerek Türk Ticaret Kanunu’nun benimsediği gerekse 1976 Londra Konvansiyonu’nda öngörülen sisteme göre ölüm ve yaralanmadan kaynaklanan alacaklar için öngörülen sorumluluk limiti, maddi hasar ve kayıplardan kaynaklanan alacaklar için öngörülen limitten daha yüksek olmaktadır. Ayrıca alacaklılar arasında paylaşım sırası bakımından 1976 Londra Konvansiyonu’nda ve Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen sıralamaya uygun hareket etmek gerekmektedir.
Özellikle alacaklıların sayısının ve toplam alacak miktarının yüksek olduğu hallerde donatan tarafından sorumluluğun sınırlandırılması ve fon tesisi için gerekli girişimlerde bulunabileceği göz önüne alınarak alacaklıların zararlarını usulüne uygun olarak tespit ettirip donatana başvurmaları ve eğer bir fon tesis edildiyse alacaklarının fondan temin edilmesi maksadıyla gerekli usulleri takip etmeleri önem arz etmektedir.
Donatanın sorumluluğunu sınırlandırma fonu tesisi için mahkemeye başvurması kazadan dolayı sorumluluğu kabul ettiği anlamına ise gelmemektedir. Donatan fon tesisi öncesi ya da sonrasında kazadan dolayı sorumluluğunun olup olmadığı, sorumlu ise sorumluluğunun oranı ya da ödeyeceği tazminatın miktarı gibi konulardaki savunmalarını kaza hakkındaki yargılamada ileri sürebilecektir.
Ayrıca son olarak, limanların kaza sonrasında kendilerine karşı yöneltilen alacak iddiaları karşısında prensip olarak 1976 Londra Konvansiyonu’nda donatana tanınmış olan sınırlı sorumluluk rejiminde öngörülenlere benzer imkanlara sahip olmaması ve limanların gemi donatanına karşı yöneltebileceği rücu taleplerinin ise sınırlı sorumluluk rejimine tabi olabileceği dikkate alınarak hareket edilmesi, liman işletmeleri tarafından hukuksal risklerin yönetilmesi bakımından kritik bir öneme sahip bulunmaktadır.
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul