Adres
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul
HİDROJEN ENERJİSİ: GELECEĞİN TEMİZ ENERJİ KAYNAĞI VE HUKUKİ GELİŞMELER
Giriş
Bilindiği üzere, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve temiz enerji kaynaklarına geçiş, günümüzde kamu otoritelerinin ve özel girişimlerin en önemli öncelikleri arasında yer almaktadır. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi düzenleme gücüne sahip önemli otoriteler de aldıkları yeni kararlar ve yayınladıkları yeni hukuki düzenlemelerle bu değişimi zorunlu hale getirmektedir.
Bu değişim çabası içinde ihtiyaç duyulan temiz enerjinin güneş enerjisi, hidro elektrik ya da rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklardan karşılanması düşünülse de bunlara olan ihtiyacın giderek artacağı da düşünüldüğünde talebin karşılanmasının mümkün olmadığı öngörülebilmektedir. Ayrıca artan talep ile birlikte yenilebilir enerji kaynaklarına yapılacak yatırımların yüksek maliyetleri de göz önüne alındığında farklı temiz enerji kaynakları arayışı sürmektedir.
Bu unsurlar dikkate alındığında, hidrojen enerjisinin karbonsuz enerji kullanımına geçiş için daha uygun bir seçenek olarak ön plana çıktığı görülmektedir.
Hidrojene olan talebin zamanla giderek artacağı da dikkate alınarak hidrojenin doğal gaz ya da petrol gibi global ticarette alınıp satılan bir mal haline gelmesi beklenmektedir. Dolayısıyla Türkiye'nin de limanlarında hidrojen tedariki konusunda gerekli yatırımları yapması, bu konuda dünya ticaretinde yer alması açısından büyük önem taşımaktadır.
Mevzuat
Hidrojen üretimi ve tedarikinde önemli yeri olacak unsurlardan birisi de limanlardır. Günümüzde limanlar, gemilere barınma sağlama, yükleme ve boşaltma gibi işlevlerin ötesine geçerek, aynı zamanda offshore faaliyetler için de kullanılmaktadır.
Denizcilikte temiz enerji kullanımı için yapılan altyapı yatırımları ve projelere bağlı olarak ortaya çıkan ihtiyaçlar yasal metinlerdeki liman tanımlarının offshore faaliyetlerle ilgili unsurları da kapsayacak kadar geniş olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir.
Bu bağlamda limanlar ile ilgili hukuki mevzuatın incelenmesi ve liman tanımlarının hidrojen enerjisinin üretilmesi, taşınması, depolanması ve teslim edilmesinde yeterli düzeyde olup olmadığının anlaşılabilmesi ve ihtiyaç duyulan değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Hidrojenin temiz enerji kaynağı olarak öne çıkan bir seçenek olması nedeniyle bu tür mevzuat değişiklikleri birçok farklı ülke bakımından olduğu gibi ülkemizin mevzuatı bakımından da söz konusudur.
Türkiye'de yürürlükte olan Limanlar Yönetmeliği'nde “liman tesisi ”, “sınırları İdare tarafından belirlenen, gemilerin güvence içinde yük ve yolcu alıp verebilecekleri veya yatabilecekleri, barınabilecekleri, rıhtım, iskele, şamandıra demir yerleri ve yaklaşma alanları ile kapalı ve açık depolama alanlarını, atık alım tesislerini, idari ve hizmet amacıyla kullanılan bina ve yapıları veya bunların bazı kısımları ve bu bölümlerin hepsine girişin kontrollü olduğu yerleri, diğer tüm yapıları, kullanımlı veya boş sahaları içine alan bölümleri içeren doğal ya da yapay deniz yerleri ” olarak tanımlanmaktadır.
Yine aynı yönetmelik “kıyı tesisi ” tanımı verirken “akaryakıt veya sıvılaştırılmış gaz boru hattı şamandırası veya platformu ” gibi yahut “deniz altı kabloları ile açık deniz platformları ve benzeri yapıları ” şeklindeki tesisleri de tanıma dahil etmektedir. Bununla birlikte hidrojenin üretimi, depolanması ve taşınması için gereken altyapı tesislerinin, mevcut mevzuatta yer alan liman tanımlamalarına girmesi konusunda ortaya çıkan ihtiyaçlar gözetilerek değişiklikler yapılması da gündeme gelebilecektir. Nitekim hidrojenin alternatif bir enerji kaynağı olarak önem kazanmasıyla birlikte, mevzuatta bu tür faaliyetleri kapsayacak özel ve daha geniş düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.
Yatırımlar
Hidrojen enerjisinin üretimi, depolanması, taşınması ve kullanılması için yapılacak yatırımlar hidrojenin enerji kaynağı olarak kullanılmasında önem arz etmektedir. Ancak yeni enerji kaynakları ile ilgili yatırımlar, yüksek maliyetler ve talep belirsizlikleri nedeniyle büyük finansal riskler içermektedir. Bu nedenlerle, özel sektör girişimlerinin tek başına bu yatırımları üstlenmesi beklenmemektedir. Ayrıca özel sektörün yanı sıra kamu açısından da benzer riskler mevcuttur.
Bu şekildeki büyük ve riskli yatırımlarda kamu-özel iş birliği (PPP) yöntemi tercih edilebilmektedir. Bu bakımdan yapılacak yatırımların tabi olacağı mevzuatta karbonsuz enerji ile ilgili dünyadaki gelişmeleri, hukuksal düzenlemeleri ve farklı devletlerce atılan stratejik adımları da gözeterek özel düzenlemelere ihtiyaç olup olmadığının değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir.
Bu bağlamda kıyas yapmak bakımından örneğin Avrupa’nın en yoğun limanlarından olan Rotterdam’da fosil yakıtların kullanılması ile ortaya çıkan CO2’in “Karbon Yakalama ve Depolama” (KYD) (“Carbon Capture and Storage”) işlemine tabi tutulması amacıyla geliştirilen “Porthos Projesi”nde yatırımların PPP yöntemi ile yapılmakta olduğu görülmektedir. Bu çerçevede adı geçen proje Rotterdam liman otoritesi ve iki özel şirketin ortak girişimi ile başlatılmıştır. Projeye ayrıca Exxonmobile, Shell gibi global enerji şirketleri de destek vermektedir.
Bu işlemler için özel bir PPP yasasına sahip olmayan Hollanda’nın, Avrupa Birliği’nin bu konuyla ilgili düzenlemelerini dikkate alarak mevzuatında gerekli değişiklikleri yapmış olduğu görülmektedir. Bu sayede projeye destek veren global enerji şirketleri de proje tam anlamıyla hayata geçtiğinde karbonun yakalanması ve taşıtılarak Kuzey Denizi’nde yer alan gaz sahalarında depolanması imkanına sahip olacaktır.
Bu tür projeler ve özel enerji şirketlerinin de dahil edilmesi suretiyle geliştirilen finansman modelleri Türkiye gibi ülkeler için de örnek teşkil edebilecek niteliktedir.
Talep Belirsizliği ve Fark Sözleşmeleri (Contracts for Difference)
Yukarıda da söz edildiği üzere yeni ve temiz enerji ile ilgili projelerin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesinde en önemli zorluklardan birisi de talep belirsizlikleridir. Esasen enerji piyasası talep belirsizliklerine yabancı olmayıp bu belirsizliklerin regüle edilmesi için çeşitli araçlara sahiptir. Bunlardan en iyi bilinenlerden birisi “Fark Sözleşmeleri” (Contracts for Difference) adı verilen sözleşmelerdir.
Fark sözleşmeleri, enerji piyasasındaki talep ve gelir dalgalanmalarını dengeleyen bir mekanizma olarak işlev görmekte ve yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Ancak geleneksel fark sözleşmesi modellerinin günümüzde yapılması planlanan yeni enerji kaynakları ile ilgili yatırımlarda kullanılabilip kullanılamayacağı sorusuna henüz kesin bir cevap verilememektedir. Zira geleneksel modellerin, üretimi maksimize etmeyi önceleyen üreticilerin temiz enerji piyasasındaki sinyalleri görmezden gelmesine ve bunun neticesinde talepten fazla enerji üretilmesi gibi sonuçların doğmasına yol açabileceği düşünülmektedir.
Bu çerçevede bazı yeni sözleşme modelleri geliştirilmekle birlikte bunların da henüz piyasa verimliliğini sağlamak bakımından eksiklikleri olduğu tespiti yapılmaktadır. Belirtilen nedenlerle politika ve yasa yapıcıların enerji üreticileri, tüketiciler ve finans kuruluşları gibi farklı paydaşların farklı ihtiyaçlarını dikkate alarak belirli bir dengeyi dikkatlice yönetmesi beklenmektedir. Bu nedenle, piyasa verimliliği ile risk azaltma arasında dengeli bir fark sözleşmesi tasarımının geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Hukuki Sorumluluk ve “Knock for Knock” Klozları
Hidrojen, yüksek yanıcı özelliklere sahip tehlikeli bir maddedir. Bu nedenle hidrojenin üretimi, taşınması ve depolanması sırasında meydana gelebilecek kaza ya da başka olaylarda hukuki sorumluluk konusu büyük önem taşımaktadır. Hidrojen üretiminde sorumluluğun birden fazla kişiyi kapsayabileceği dikkate alındığında, klasik kusur sorumluluğu yerine petrol ve gaz endüstrisinde sıklıkla kullanılan "knock for knock" adı verilen bir akdi sorumluluk yönteminin tercih edilmesi akla gelmektedir.
Uygulamada kullanılan “knock for knock” klozları birbirleri ile farklılıklar taşımakla birlikte genel bir tanımlama verilecek olursa, “knock for knock” klozları ile kusurdan bağımsız olarak (kimin kusurlu olduğuna bakılmaksızın) tarafların kendi araç, gereçlerinde meydana gelen hasar yahut kendi personellerinin maruz kalacağı ölüm ya da yaralanma gibi olaylarda sözleşmenin karşı tarafını tazminat isteminden muaf tutması ve sorumluluğu kendisinin üstlenmesi söz konusu olmaktadır.
Sözleşmede yer alacak tipik bir “knock for knock” klozu kapsamında, taraflar, kusurdan bağımsız olarak hasar ya da kaybın “gerçekleştiği yerde kalması” ve kusur karşı tarafta olsa dahi sözleşmenin karşı tarafına başvurma hakkının olmaması konusunda anlaşırlar. Bu hükümler, sorumluluğun kimde olacağının daha olay meydana gelmeden belirlenmiş olması sebebiyle sözleşmenin taraflarına sorumluluk konusunda açıklık sağlar. Dolayısıyla sigorta maliyetlerin düşmesi sağlanır. Ayrıca kusur ve nedensellik bağının ispatlanması için harcanacak zaman, masraf ve güçlüklerden kaçınmak da mümkün olur.
Diğer yandan bu tür klozların sigortacılar ve özellikle deniz sigortalarından P&I Kulüp sigortaları bakımından işlerliği de önem arz etmektedir. Sözleşmenin tarafları arasındaki dengeyi gözetmeyen bir “knock for knock” klozu sigortacılar tarafından kabul edilmeyebilmektedir.
Enerji yatırımlarının karmaşıklığı ve yüksek riskleri göz önüne alınarak başvurulan “knock for knock” klozlarının öneminin ve uygulamasının giderek artacağını öngörmek mümkündür. Dolayısıyla somut bazı olaylarda bu klozların uygulanmasının mevcut hukuki rejimimiz bakımından bazı engellerle karşılaşma olasılığı olduğunun altının çizilmesi gerekmektedir. Bu konuda mevzuat ile ilgili hukuki tartışmaların başında bu tür klozların gerek Borçlar Kanunu’ndaki gerekse çevre düzenlemelerindeki emredici hükümlere aykırılık taşıyabilmeleri ve bu nedenle geçersiz sayılmaları olabilecektir. Dolayısıyla enerji yatırımlarının yapıldığı ve “knock for knock” klozlarını içeren sözleşmelere sıklıkla yer verilen ülkelerde kazanılan tecrübeleri de gözeterek ülkemizdeki mevzuatın da gözden geçirilmesi gerekecektir.
Hidrojenin Taşınması
Hidrojenin enerji kaynağı olarak kullanılması öngörüsü yapılırken önemli hususlardan birisi de hidrojene olan talep ile hidrojenin üretildiği yer arasındaki mesafedir. Dünyanın belirli bölgelerinde hidrojen üretiminin, hidrojen talebini karşılamayacağı öngörülmektedir. Zira yeşil hidrojen üretiminde elektroliz için yüksek miktarda yenilenebilir enerjiye, gelişmiş elektroliz altyapısına ve üretimde gerek duyulan uygun geniş alanlar gibi bazı fiziki şartların sağlanmasına ihtiyaç duyulacaktır.
Özellikle Avrupa ülkelerinde 2050 yılına gelindiğinde enerji kaynağı olarak hidrojene olan taleple yerel olarak üretilen hidrojen arasında ciddi bir fark olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle dünyanın farklı bir noktasında üretilen hidrojenin Avrupa ülkeleri başta olmak üzere yeterli arza sahip olmayan ülkelere taşınması söz konusu olacaktır.
Taşımanın hangi yöntemle yapılacağı konusunda ise nispeten kısa mesafeler için hidrojenin boru hatları ve kara taşıyıcıları vasıtasıyla taşınmasının mümkün olacağı öngörülmektedir. Ancak taşımanın iki noktası arasındaki mesafenin ve taşınacak hidrojen miktarının artması halinde bunların yeterli olmayacağı; bu tür durumlarda deniz yoluyla taşımanın düşük maliyet sağlaması ve daha uzak mesafeler arasında taşımacılığa olanak tanıması nedeniyle tercih edilmesi öngörüsü yapılmaktadır.
Hidrojenin bu taşıma yöntemleri ile taşınmaya başlaması ihtiyacı karşısında mevcut sözleşme tiplerinin hidrojen taşımacılığının yaratacağı yeni ihtiyaçları da gözeterek uyarlanması ve yeni sözleşme tiplerinin kullanılması gerekecektir. Şu an bu tür bir taşımacılık için ihtiyaç duyulan hukuki düzenlemelerin türü ve kapsamını öngörmek güç olmakla birlikte, taşımacılığın geliştirilen teknoloji çerçevesinde hangi teknik araçlarla gerçekleştirileceği belirli hale geldikçe sözleşmelerin de o doğrultuda yenilenmesi gerekecektir.
Ayrıca hidrojen ile ilgili taşımacılık faaliyetlerinin düzenlenmesi bakımından farklı ülkelerin birbirleri ile çelişen farklı düzenlemeler yapmaları yerine yeknesaklığı sağlamak üzere uluslararası hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulacağı öngörüsünde bulunmak da mümkündür.
Sonuç
Hidrojen, temiz enerji kaynakları arasında önemli bir yer edinmiş ve gelecekte enerji talebini karşılamada kritik bir rol oynayacaktır. Ancak hidrojenin üretimi, depolanması ve taşınmasıyla ilgili altyapı yatırımları, hukuki sorumluluklar ve uluslararası taşımacılık düzenlemeleri dikkatle ele alınmalıdır. Türkiye'nin bu gelişmelere ayak uydurabilmesi ve önemli bir yer edinebilmesi için mevcut mevzuatını gözden geçirerek hidrojen ile ilgili olarak ortaya çıkan gelişmeler doğrultusunda mevzuatını geliştirilmesi önem taşımaktadır. Bu gereklilik aynı zamanda Türkiye’nin gelişmekte olan hidrojen pazarında kendisini iyi konumlayabilmesi açısından da önem arz etmektedir.
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul