Adres
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ANADOLU LİMANLARI
İnsanlık tarihi geçmişten günümüze uzun bir yolculuktur. Yaşanan her an bir iz bırakarak geçmişte kalmakta bugünün insanları bu izleri takip ederek geçmişi aydınlatmaya çalışmaktadır. Yazının icadı tarihin başlangıcı kabul edilmekle birlikte insanlık tarihi modern insan (Homo Sapiens) baz alınır ise üç yüz yıl öncesine kadar gitmektedir.
İnsanoğlunun uzak geçmişi her zaman merak konusu olmuştur. Yaşam tarzı, inanışları, hayatta kalabilmek için verdikleri mücadeleler üzerine binlerce araştırma ve bilimsel çalışma gerçekleştirilmiştir. İnsanlık tarihine ilişkin çok sayıda ipucuna sahip Anadolu Yarımadası, geçmişin gizemlerini arayan arkeologların önemli laboratuvarlarından birisidir. On bin yılı aşan tarihi ile Anadolu yarımadası bilinen insanlık tarihinin en eski yerleşim yerlerindendir. Milattan önce 10 bin yılına tarihlenen Göbeklitepe kazıları bütün dünyada arkeoloji alanında çalışan bilim adamları tarafından ilgi ve merakla takip edilmektedir. İnsanlığın tarihi boyunca yaşadığı depremler, sel ve volkanik faaliyetler gibi olumsuz doğa olayları, savaşlar, istilalar, göçler ve salgın hastalıklar gibi beşerî olumsuzluklar nedeniyle dünya tarihine ilişkin pek çok bilgi zaman içinde kaybolup gitmiştir. Her gelen uygarlık diğerinin üzerine yerleşmiş son bin yılda hızla artan dünya nüfusuna bağlı olarak kurulan yerleşim yerleri bir önceki uygarlığa ait izlerin kaybolmasına neden olmuştur. Bu süreç günümüzde de sürmektedir.
Anadolu Yarımadasının tarih boyunca değişik uygarlıklara ev sahipliği yapmasının iki temel nedeni vardır. İlki Asya ile Avrupa arasında bir geçiş güzergâhı olması, bugünün tanımı ile ulaştırma koridoru üzerinde olması ikincisi ise Anadolu yarımadasının sahip olduğu sınırsız zenginlikleridir. Anadolu yarımadasının cazibe merkezi olmasının her iki nedeni de coğrafi konumundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Anadolu yarımadasının önemi ve değeri bugün de devam etmektedir.
Antik Dönemlerde Anadolu da Denizciliğin İzleri
Binlerce yıllık tarihi süreç içerisinde zaman zaman istilalar, salgın hastalıklar, depremler gibi birçok felaket ile kesintiye uğrasa da Anadolu ticari merkez olarak çok parlak zamanlar geçirmiştir. Bugün olduğu gibi geçmişte de ticaretin merkezinde yük taşımacılığı yani ulaştırma yer almaktadır. Antik çağlarda ticaretin yapılma şekillerinden birisi de hiç şüphesiz denizcilikti. Arkeolojik kazılarda çıkan birçok eser üzerinde gemi resimleri ile birlikte dönemin deniz ticaretine ışık tutan figürler yer almaktadır. Kara ulaşımının uzun ve tehlikeli olduğu, her yere karadan ulaşmanın mümkün olmadığı ilk çağlarda denizcilik tercih edilen bir ticaret şekli olmuştur. Denizciliğin insanlık tarihi kadar eski olması nedeniyle denizcilik, dünyanın en eski mesleklerinden birisi sayılmaktadır. Deniz ticaretinin dört temel bileşeni vardır. Yüklerin taşınacağı bir gemi, gemilerin yapılacağı bir tersane, gemilerin yükleri tahmil ve tahliye edeceği bir liman ve gemi ile limanlarda çalışacak denizciler. Geç Tunç çağına ait Kaş yakınlarında bulunan Uluburun Batığı günümüze kadar kalabilen en eski batık kalıntısıdır. Bulunan bu gemi batıkları dönemin ticaretine ışık tutmaktadır.
Milattan Önce 4 bin yıllarının sonlarında yekpare bir kütüğün içi oyularak elde edilen, kaba ve derinliği az olan tekneler yapılmaya başlanmıştır. Bu gemileri, savaş ve ticaret gemileri olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Yapım teknolojileri aynı olan bu gemilerden askeri olanlar ince uzun ve hafif, ticari olanlar ise geniş gövdeli yüksek ve büyüktür. Askeri gemiler hareket kabiliyetleri ve teknik özelliklerinden dolayı bazı özel isimlerle adlandırılmaktadır. Örneğin Milattan Önce 7. yüzyılda görülmeye başlayan ve ilk olarak Fenikelilerin Akdeniz’de kullandıkları bilinen gerek savaşta gerekse taşımacılıkta kullanılan, çift sıra kürek çekme sistemine sahip gemilere “Brimes”, Milattan Önce 6. yy.’da görülmeye başlayan üç sıra kürekli çekme sistemine sahip gemilere ise “Triremes” adı verilmektedir (Subaşı, 1996). En bilinen gemi kadırga tipi “Triremes” savaş gemisidir. 35 ila 40 metre uzunluğunda, 6 metreden daha az bir genişliğe sahip gemide 170 kürekçi bulunuyordu. Triremesler ilk olarak Ionia'da ortaya çıkmış ve kısa süre sonra Akdeniz Bölgesi'nde M.Ö. 6. yüzyıl sonundan M.Ö. 4. Yüzyıl'a kadar savaş gemisinin ana türü haline gelmiştir. Daha sonra verimliliklerinden dolayı 4. yüzyıla kadar Romalılar tarafından da kullanılmıştır (Graauw, 2016). Olumsuz deniz ve hava koşulları, sığlık ve kayalıklara oturma veya çarpma gibi nedenlerle batan gemilerden günümüze kalan kalıntılar dönemin ticaretine ışık tutmaktadır. Geç Tunç Çağı’na ait Kaş yakınlarında bulunan Uluburun Batığı günümüze kadar kalabilen en eski batık kalıntısıdır.
Her ikisi de ülkemiz topraklarında doğmuş olan dünyanın ilk ozanı Homeros (MÖ 800 – İzmir), ilk tarihçisi Herodot (MÖ 425 – Bodrum), ilk coğrafyacısı Strabon (MÖ 26 – Amasya) denizcilik ve Anadolu’daki dönemin limanları hakkında bize bilgiler vermektedir. Homeros’un destanlarında geçen Truva (Troya) Savaşı, deniz ticaret yollarının kontrolüyle ilişkilendirilir. İonia bölgesinde yer alan bu kent, Antik Dönem'de önemli bir denizcilik merkeziydi. Milet (Miletos), güçlü bir donanmaya sahipti ve Akdeniz ile Karadeniz'de koloniler kurmuştur. İzmir (Smyrna), Efes (Ephesos), Foça (Phokaia) gibi kıyı kentleri Ege Denizi boyunca gelişen deniz ticareti ve kültürel alışverişin merkezleriydi. Özellikle Foça, denizcilikteki üstün becerileri sayesinde Akdeniz’de koloniler kurmuştur (örneğin, Fransa’da Massalia, bugün Marsilya). Likyalılar (MÖ 2000-500), Akdeniz’in güney kıyılarında deniz ticareti yapan bir toplumdu. Patara, Kaş (Antiphellos), Xanthos ve Myra Likya uygarlığının önemli liman kentleri idi. Patara Limanı, Likya Birliği’nin önemli bir ticaret ve ulaşım merkeziydi. Karadeniz kıyısındaki Sinop (Sinope) ve Samsun (Amisos) liman şehirleri Miletos gibi şehirler, Karadeniz kıyısında koloniler kurmuş ve bu bölgeyle ticari ilişkiler geliştirmiştir.
Antik dönem eserlerinde yer alan ipuçlarının izini süren arkeologlar eski çağlara ait kentlerin yanı sıra birçok antik limanı da gün ışığına çıkarmıştır. Antik limanların sınırlı da olsa bir bölümünün rıhtım, mendirek emareleri günümüze kadar gelmiştir. Antik limanların önemli bir bölümünün yeri tespit edilmekle birlikte zaman içerisinde izleri silinmiş, ya deprem sel gibi doğal felaketler ile yıkılıp kaybolmuş, ya deniz içindeki veya dışındaki kum hareketleri gömülmüş toprak altında kalmış ya da kıyı bölgesindeki yoğun yapılaşmaya kurban gitmişlerdir.
İlk deniz araçlarının küçük ölçekli olması kolayca sahile alınabilmesi nedeniyle ilk limanlar da korunaklı koylardaki doğal plajlar veya dere ağızlarında yer almaktaydı. Teknelerin boyları büyümeye başladıkça tekneleri deniz etkilerinden korumak için dalgakıranlar, yüklerin kolay yükleyip boşaltılabilmesi için ise iskele veya rıhtım yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Böylece antik liman kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır. Antik dönemdeki küçük taş iskeleler, kaya dolgusu ile yapılan dalgakıranlar limanların bugünkü işlevlerinin benzerlerini yerine getiriyordu. Knidos Limanı ve Kemeraltı’nda yer alan İzmir antik limanında olduğu gibi genellikle askeri ve ticari limanlar birbirlerine yakın yerlerde bulunmaktaydı.
Anadolu yarımadasında Efes, Milet, Knidos, Phaselis, Truva, Alexandrea, Lasos, Asos, Halikarnasos gibi birçoğu dünya çapında bilinen 514 adet antik liman ve kıyı yapısı tespit edilmiştir. Değişik dönemlerde kullanılan ve bazıları doğal nedenler ile bazıları ise ticari fonksiyonlarını yitirmeleri nedeniyle terk edilen limanların sayısı günümüzdeki toplam liman sayısının neredeyse üç katıdır. Söz konusu antik limanların 146 adedi Akdeniz kıyılarında, 132 adedi Marmara Denizi ve boğazlarda, 125 adedi Ege Denizi’nde ve 111 adedi Karadeniz’de yer almaktadır.
İlk limanların üzerinden binlerce yıl geçmesine rağmen liman yeri seçim kriterleri çok değişmemiştir. Bu nedenle binlerce yıl önceki liman yerleri günümüzde de en uygun liman yerleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok önemli liman antik limanların ya üzerinde ya da yakınında yer almaktadır. Milattan önce 2 bininci yılların sonlarında Aliağa limanlarının yer aldığı Aliağa Körfezi’nde antik Kyme Limanı önemli bir ticari liman olarak faaliyet göstermekteydi. MÖ 8.- 9. yüzyıllarda Bandırma “Güvenilir Liman” anlamına gelen Panormos olarak anılıyordu. MÖ 3. Yüzyılda Haydarpaşa Limanı’nın hemen güneyinde Kadıköy sahilinin açıklarında liman bulunmaktaydı. İzmir Limanı’nın hemen kuzeyinde Tepekule mevkiinde antik Symrna Limanı yer almaktaydı. İzmir’in bilinen ilk adı, anlamı “Gemiler için liman ve sığınma yeri” olan, “Naulochon”dur. Günümüzde ülkemizin en büyük limanı olarak inşa edilmesi planlanan Kuzey Ege Çandarlı Limanı, Bergama krallığının limanı olan antik Pergamum (MÖ 3. YY.) Limanı yer almaktadır. Anadolu kıyılarının limanlar ile dolu olması dönemin dünya ticaretinde belirleyici bir rol oynadığını göstermektedir. Sadece yük limanları değil günümüzde yat limanı olarak faaliyet gösteren birçok marina da (Halicarnassus (Bodrum), Telemessis (Fethiye), Didyme (Didim), Gerrhaisticus (Sığacık), Chalkedon (Kalamış, İstanbul) vb.) antik limanlara komşudur.
Denizciliğin önemli bileşenlerinden birisi de tersanelerdir. Anadolu Yarımadasının bilinen en eski (MÖ 6. YY) tersanesi Urla (Klazomenai) Tersanesidir. Klazomenai Tersanesi antik dönemde Anadolu’nun Ege kıyılarındaki denizcilik faaliyetlerinin gelişmişliğini göstermektedir. Denizciliğin gelişiminde tekne imalatının belirleyici rolü olmuştur. Anadolu Yarımadasında antik dönemde çok sayıda tersane faaliyet göstermiştir. Phaselis Tersanesi (Antalya), Knidos Tersanesi (Datça, Muğla), Knidos Tersanesi (Datça, Muğla), Kyme Tersanesi (Aliağa, İzmir), Miletos Tersanesi (Didim, Aydın) antik dönemlerde askeri ve ticaret gemilerinin imalatı ve bakım onarımının yapıldığı tersanelerden birkaçıdır. Anadolu'daki tersanecilik faaliyetleri, antik dönemden sonra Anadolu Selçuklu Devleti döneminde yeniden canlanmıştır. Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat tarafından yaptırılan Alanya Tersanesi (1228) Anadolu’daki en eski Selçuklu tersanesi olarak bilinmektedir.
Osmanlı Dönemlerde Anadolu Denizciliği
Osmanlı Devleti döneminde çok sayıda tersane inşa edilmiştir. Karamürsel Tersanesi (1327) Osmanlı Beyliği’nin ilk tersanesi olarak bilinmektedir. Orhan Gazi döneminde, Osmanlıların Marmara Denizi’ndeki üstünlüklerini pekiştirmek ve Bizans’a karşı deniz gücü oluşturmak amacıyla inşa edilmiştir. Karamürsel Tersanesi’nde Osmanlı’nın ilk savaş gemileri yapılmıştır.
"Karamürsel Kadırgası" adı verilen küçük, manevra kabiliyeti yüksek gemiler burada inşa edilmiştir ve Osmanlı donanmasının temel taşlarından biri olmuştur. Osmanlılar, 14. yüzyılda Marmara kıyısındaki farklı bölgelerde küçük tersaneler kurarak denizcilik faaliyetlerini yaygınlaştırmıştır. Edirnekapı yakınlarında kurulan Edirnekapı Tersanesi, Bizans’a karşı deniz harekâtlarında önemli bir rol oynamıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden hemen sonra, Osmanlı donanmasının güçlendirilmesi için Haliç Tersanesi inşa edilmiştir. Akdeniz’deki seferler ve deniz savaşları için Osmanlı’nın büyük savaş gemileri burada üretilmiştir. 16. yüzyılda, Haliç Tersanesi, dünyanın en büyük tersanelerinden biri olmuştur. Osmanlı donanması büyüdükçe, farklı bölgelerde yeni tersaneler (Gelibolu Tersanesi, Sinop Tersanesi, İzmit Tersanesi, Basra Tersanesi) kurulmuştur:
Osmanlı Devleti döneminde çok sayıda tersane inşa edilmesine rağmen yapılan liman sayısı çok sınırlı kalmıştır. Bu dönemde gerçekleştirilen liman yatırımlarından en önemlisi 1876 yılında bitirilen İzmir’deki Pasaport Limanı, diğerleri ise 1892yılında yapılan İstanbul Salıpazarı eski rıhtımı ve 1902 yılında Haydarpaşa önlerinde yapılan eski limandır. İzmit Körfezi’nin en derin yeri olan bu nedenle de Derince Limanı olarak isimlendirilen liman Anadolu Bağdat Demiryolları Kumpanyası tarafından inşaatına başlanıp, 1904 yılında işletmeye açılmıştır. İskenderun Limanı’nın inşaatı için 1909 yılında imtiyaz sahibi olan Anadolu – Bağdat Demiryolları Kumpanyasının 1. Dünya Savaşı sonunda Fransa Hükümeti tarafından haczedilmesi üzerine; inşaatı Fransız şirket tarafından tamamlanmış ve 1927 yılında işletmeye açılmıştır.
Şekil 1. Anadolu Yarımadasında Limancılığın yakın geçmişi.
2. Dünya Savaşı sonrasında oluşan uluslararası siyasi koşullar genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk liman yatırımlarının Karadeniz sahillerinde gerçekleşmesine neden olmuştur. Seferberlik ve savaş hallerinde birer askeri tesis olan limanların yapımındaki öncelikler cumhuriyetin ilk yıllarında stratejik kararlar olmuştur. Bu kapsamda 1946 yılında çok sınırlı olanaklarla Ereğli, Trabzon, İnebolu, Amasra ve Zonguldak limanlarının yapımına girişilmiştir.
Ticari anlamda liman yatırımları 1950 yılının ilk yarısında Samsun, Haydarpaşa, Salıpazarı, Alsancak ve Mersin limanları ile başlamış, 50’li yılların ikinci yarısında bu limanlar tamamlanmıştır.
1960’lı yıllara gelindiğinde Karadeniz’de Giresun Limanı yapılmış, Bartın Limanı 1967 yılında bitirilmiştir. 1963 yılında İskenderun Limanı’nın genişletilmesine başlanmış, Hopa, Bandırma ve Antalya limanlarının yapımı da sözleşmeye bağlanmıştır.
1978 yılında İzmir Limanı’nın tevsi inşasına başlanmış, Haydarpaşa Limanı yeni bir mol ilave edilerek genişletilmiştir. Devletin yanı sıra demir-çelik fabrikaları, rafineriler, kağıt fabrikaları ve petrokimya tesisleri kendi limanlarını kurmuşlardır.
Özel limancılığın gelişmesinde üç önemli adım bulunmaktadır. İlki 1978 yılında özel sektör sanayi tesislerine kendi yüklerini elleçlemek üzere iskele yapım izinlerinin verilmesidir. İkinci adım, 1990’lı yılların başında sanayi iskelelerinin üçüncü şahıslara hizmet vermesine izin verilmesi ve özel liman yatırımlarının başlamasıdır. İlk özel liman yatırımı 1992 yılında işletmeye açılan Gemport limanıdır. Son adım ise 1997 yılında Tekirdağ Limanı’nın özelleştirilmesi ile başlayan liman özelleştirmeleridir.
Özel sanayi tesislerinin üçüncü şahıs yüklerine hizmet vermeye başlaması Dilovası sanayi tesislerine ait iskelelerde ticari liman işletmeciliği başlamıştır. Yine aynı yıllarda Zeytinburnu’nda yer alan Kumcular Kooperatifi’ne ait iskelelerin Ambarlı bölgesine taşınması ve ardı ardına inşa edilen yeni limanlar ile Ambarlı limanlar kompleksine dönüşmüştür.
1997 yılında Türkiye Denizcilik İşletmelerine ait Tekirdağ, Rize, Ordu, Sinop, Giresun ve Hopa Limanları ile başlayan liman özelleştirme süreci sonucunda günümüzde işletmecilik açısından özel sektör önemli bir liman kapasitesine sahip durama gelmiştir.
Tersaneler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürlüğü verilerine göre 2024 yılı itibarı ile deniz ticaretine hizmet eden (iskele, şamandıra, dolfen ve platform formunda) kıyı tesisi sayımız Van Gölü (Tatvan ve Van feribot iskelesi) dahil olmak üzere 217’dir. Söz konusu kıyı tesislerinin 194 adedi faal olarak deniz taşımacılığına hizmet vermektedir (Şekil 2).
Şekil 2. Uluslararası deniz ticaretine açık ana limanlar
Ülkemizde söz konusu kıyı tesislerinin yaklaşık %45’üne karşılık gelen 87 adedi Marmara Bölgesi’nde, %25’ine karşılık gelen 49 adedi Akdeniz Bölgesi’nde, %17’sına karşılık gelen 32 adedi Karadeniz Bölgesi’nde ve %13’üne karşılık gelen 26 adedi ise Ege Bölgesi’ndedir.
İl bazında bakıldığında ise faal olarak deniz ticaretine hizmet veren tesislerin toplam 35 adedi Kocaeli ilinde bulunmaktır. İkinci sırada yer alan Hatay ilinde 20, İzmir ilinde ise 18 adet ve İstanbul ilinde 17 adet değişik özellikte ve büyüklükte liman bulunmaktadır.
Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları tarafından işletilen Haydarpaşa ve İzmir Limanları dışında büyük ölçekli devlet limanı kalmamıştır. Özel sektör liman işletmeciliğinin başlaması ile birlikte küresel terminal operatörleri ve hat işletmecilerinin ülkemiz limanlarına olan ilgisi artmıştır.
Son beş yıl içerisinde Türk yatırımcıların yurtdışında liman yatırımları ve satın almaları da hız kazanmış yurtdışı liman yatırımları 2 milyar doları aşmıştır. Türk şirketleri halen 48 limanda ortak veya işletici olarak faaliyet göstermektedir. Yük taşımacılığında Yılport Holding, 17 ülkede toplam 24 liman terminalini işletmektedir. Kruvaziyer liman işletmeciliğinde ise Global Liman 24 adet yurtdışı limanda işletmeci olarak bulunmaktadır.
Gerek gemi işletmeciliği boyutunda olsun ve gerekse liman işletmeciliğinde küresel oyuncuların ağırlığı gün geçtikçe artmaktadır. Yerel hatlar ve limanlar sektörün güçlü oyuncuları karşısında sınırsız imtiyazlar ile hayatta kalmaya çalışmaktadır. Binlerce yıllık limancılık geçmişi olan ülkemizde limanlarımızın rekabetten çok iş birliğine ve birlikte hareket etmeye ihtiyacı vardır. Düzenleyici rolü olan Devletin ise ulusal bir liman politikası oluşturması, limanlarımızın üzerindeki ekonomik ve idari yükü azalması ve bu sayede dış ticaretimizdeki riskleri minimize etmesi gerekmektedir.
Enerji kaynakları açısından dışa bağımlı olan ülkemiz enerji kaynaklarını birim yük başına daha verimli kullanan denizyolunu dahili ticarette de kullanmak zorundadır. Önümüzdeki on yıl Dünya ekonomisindeki gelişmeler ülkeler arası gerilimin artması nedeniyle dış kaynak bulmanın ise zorlaşacağını göstermektedir. Bu koşullar altında limanlarımızın kabotaj yüklerine daha yüksek oranda hizmet vermesine olanak sağlayacak yapısal değişimlere gitmesi gerekmektedir. Kabotaj hattında taşınan yükün artması navlun fiyatlarını makul seviyelere getirecektir. Kabotaj yüklerine ilişkin liman maliyetlerinin de düşmesi durumunda, denizyolu taşımacılığı karayolu taşımacılığına alternatif olabilecek ve limanlarımızda elleçlenen kabotaj yüklerinde bir artış olacaktır.
Limanlarımızda yük artışını tetikleyebilecek ikinci unsur ise transit yüklerdir. Türkiye coğrafi konumu gereği önemli bir transit geçiş ülkesidir. Ayrıca ülkemiz transit yüklerin geleceği açısından önem arz eden Kuşak Yol Projesi’nin de önemli bir halkasını oluşturmaktadır. Konteyner ve sıvı dökme yük başta olmak üzere gümrük mevzuatında ve uygulamalarında gerçekleşecek düzenlemeler ile ülkemiz limanlarında elleçlenen transit yüklerde belirgin bir artış olacaktır.
KAYNAKÇA
Gören, C., (1996), “Elaia Antik Limanı”, DEÜ. Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi.
Graauw, A., (2016), “Ancient Ports and Harbours”, Volume III: Ancient Port Structures, 5th edition.
Subaşı, B., (1996), “Klazomenai Antik Limanının Yapım Tekniği Açısından İncelenmesi ve Tarihlenmesi”, DEÜ. Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi.
Kurtuluş, Z., (1993), “Anadolu’daki Antik Limanlar”, DEÜ. Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi.
Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul