Adres

Merdivenköy Mah. Nur Sk. Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A 34732 Kadıköy, İstanbul

TÜRKLİM DR. METİN UĞUR AYTEKİN

DR. METİN UĞUR AYTEKİN / PİRİ REİS ÜNİ. HUKUK FAKÜLTESİ - DENİZ HUKUKU ANABİLİM DALI ÖĞR. ÜYESİ

ULUSLARARASI YAPTIRIMLARIN TÜRK LİMANLARINA ETKİSİ ve RİSK YÖNETİMİ

Giriş

Küresel ticaretin sorunsuz işlemesi, yalnızca fiziksel güvenlik ve operasyonel süreçlerle değil, aynı zamanda uluslararası yaptırımlardan kaynaklanan hukuki risklerin yönetilmesiyle de doğrudan ilişkilidir. Son yıllarda artan jeopolitik gerilimler ve ticaret kısıtlamaları, liman işletmecilerini ve deniz taşımacılığı ile ilgili sektörleri ciddi şekilde etkilemektedir. Özellikle ABD, Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) ve Birleşik Krallık tarafından uygulanan yaptırımlar, uluslararası ticaretin yapısını etkilemiş ve ticari aktörlerin sorumluluklarını artırmıştır.

Türkiye’nin coğrafi konumu gereği, Karadeniz, Akdeniz, Avrupa ve Asya ticaret yollarının kesişiminde bulunması, Türk limanlarını bu dinamik süreçlerin doğrudan bir parçası haline getirmektedir. Bu nedenle liman işletmecileri, yaptırım risklerini düzenli şekilde tespit etmeli ve bu risklere karşı etkin önlemler almalıdır.

Uluslararası Yaptırımların Kapsamı ve Türleri

Yaptırımlar, belirli ülkeler, şirketler veya bireyler üzerinde ekonomik, ticari ve hukuki kısıtlamalar getiren ve ihlal edilmesi halinde ekonomik ya da cezai sonuçlar öngören düzenlemelerdir.

Bunlardan örneğin ABD, yalnızca kendi vatandaşları ve şirketlerine yaptırımlar uygulamakla kalmamakta, aynı zamanda “ikincil yaptırımlar” olarak anılan düzenlemelerle ABD dışındaki şirketlerin de belirli işlemlerden kaçınmasını zorunlu kılabilmektedir. Nitekim ABD bankacılık sisteminden dışlanma ve ABD Doları ile ödeme yapamama ihtimali, ABD vatandaşı ya da şirketi olmasalar dahi birçok uluslararası ticari aktör için ciddi bir risk oluşturmaktadır.

BM yaptırımları doğrudan şirketlere veya bireylere uygulanmazken özellikle devlet politikalarını etkilemeyi amaçlamaktadır. Buna karşılık AB tarafından uygulanan yaptırımlar AB şirketleri ve vatandaşları üzerinde doğrudan etkiye sahiptir. Ayrıca tamamen veya kısmen AB içinde gerçekleştirilen herhangi bir ticari faaliyete ilişkin olarak her türlü tüzel kişi, kuruluş veya yapıya da bu yaptırımlar uygulanabilmektedir.

Birleşik Krallık ise Brexit ile birlikte 31 Ocak 2020 tarihi ile AB’den ayrılmıştır. Buna ragmen 31 Aralık 2020 yılına kadar devam eden geçiş döneminde AB yaptırımları Birleşik Krallık şirketleri ve vatandaşları için doğrudan bağlayıcı etkisini sürdürmüştür. Daha sonrasında ise Birleşik Krallık kendi yaptırımlarını uygulamaya koymuştur. Bu sayede Birleşik Krallık ile bağlantılı tüm şirketleri ve bireyleri kapsayan geniş kapsamlı yaptırımlar uygulanmaya başlamıştır. Bu doğrultuda Birleşik Krallık’ta kayıtlı şirketlerin şubeleri de faaliyetlerinin nerede gerçekleştiğine bakılmaksızın Birleşik Krallık yaptırımlarına tabi olmaktadır.

Son yıllarda yakın çevremizdeki ülkeleri ve bu ülkelerle yapılan ticari faaliyetleri hedef alan yaptırımlardaki artış Türk şirketleri bakımından da riskleri de beraberinde getirmiştir. Özellikle ikincil nitelikteki yaptırımların ülkemizdeki şirketleri de kapsayabildiği unutulmamalıdır.

Türk Limanları Açısından Riskler ve Hukuki Sorumluluklar

Uluslararası ticarette önemli rol oynayan liman işletmecilerinin hukuki sorumluluklarının ele alınışı, geçmiş yıllara kıyasla hukuki düzenlemeler hakkında daha yüksek bir farkındalığı gerektirmektedir.

Bu bakımdan yaptırımların etkisinin azaltılmasını ya da delinmesini amaçlayan işlemlere, dolaylı ya da doğrudan dahil olmaktan aktif olarak kaçınılması gerekmektedir. Zira yaptırımlardan haberdar olunmadığı savunması birçok durumda yeterli olmayacaktır.

Belgeleme işlemleri

Limanlarda “müşteri kabul” ve işlem gerçekleştirme süreçlerinde risk değerlendirmesine özel önem gösterilmesi zorunlu hale gelmiştir. Deniz ticaretinin yapısı gereği küresel ölçekte faaliyet gösteren şirketlerin müşterilerini titizlikle incelemesi ve “müşterini tanı” (KYC) uygulamalarını özenle yürütmesi gerekmektedir.

Bir geminin kimliğinin gizlendiğine veya bir kargonun yanlış beyan edildiğine dair belirli işaretlerin görmezden gelinmemesi, eğer kuşkulu durumlar bulunuyorsa (örneğin, gemi limana yanaşmadan önce gemiden gemiye transfer yapılması, bir hizmet alıcısının üçüncü ülkeler üzerinden ödeme yapmakta ısrar etmesi, geminin adının ya da kayıtlı olduğu sicilinin yakın zaman dilimi içinde birçok kez değiştirilmiş olması, geminin liman devleti kontrollerinde geçmişte aksamalar ve uzun aralar bulunması gibi) liman işletmelerinin daha dikkatli şekilde hareket etmesi gerekmektedir.

Ayrıca belgeleme ve tespit edilen hususların raporlanması olası soruşturmalarda, yaptırımlarla uyumluluğun sağlanması için “iyi niyetli” şekilde çaba gösterildiğinin kanıtlanmasına yardımcı olacaktır.

Yaptırım uygulanan bir ülkeyle bir istisna kapsamında iş yapılması ihtimalinde dahi yasal sınırlar içinde kalındığının ispatlanabilmesi için her türlü işlemin özenle belgelenmesi gerekmektedir.

Riskler ve Sigortacılık

Uluslararası yaptırımların karmaşıklığı ve sürekli değişen yapısı göz önüne alındığında, liman işletmelerinin bu konudaki gelişmeleri takip etmesi ve gönüllü bir yaptırım risk değerlendirmesi yapması, güvenlik açıklarının ortaya çıkarılmasında yardımcı olacaktır.

Deniz ticaretini ilgilendiren hukuki uyuşmazlıkların çözüm yeri olarak sıklıkla tercih edilen ülkelerin yargı organları tarafından son yıllarda verilen kararlardan da görülebileceği üzere yaptırımların ihlali nedeniyle başlatılan incelemeler neticesinde ağır hukuki sorumluluklar ile karşı karşıya kalınmaktadır. Örneğin, bir navlun sözleşmesi uyarınca taşıdığı yükün yaptırıma tabi olduğu anlaşılan bir geminin bu yükü tahliye etmesi dahi zaman zaman mümkün olmamakta ve bu nedenle gemi ve yük ile ilgili birçok kişinin büyük maddi kayıplarına ve itibar kaybına uğramalarına yol açan ve yüksek maliyetli dava süreçleri yaşanabilmektedir.

Türkiye uluslararası antlaşmalar çerçevesinde önemli bir transit ülke konumunda olması nedeniyle aralarında yaptırım uygulanan ülkelerin de bulunduğu farklı coğrafyalar arasında gerçekleşen gemi trafiğini de yönetmek durumundadır. Bu nedenlerle örneğin AB’nin 16 Aralık 2024’te yayınladığı 15. yaptırım paketinde özel olarak ele alınan “shadow fleet” olarak tabir edilen filonun bir parçası olan yahut olduğundan kuşkulanılan veya güvenilir/saygın bir kuruluşça sigortalanmamış, görece yaşlı bir geminin limanlarda hizmet alması birçok risk faktörünü beraberinde getirecektir.

Deniz ticaretindeki yüksek risklere bağlı olarak yürütülen faaliyetlerin sigorta güvencesi altında gerçekleştirilmesi önemli ve bazı hallerde zorunludur. Bir geminin ya da yükün yaptırımları ihlal eden bir işleme tabi olması halinde, sigorta güvencesinden mahrum kalınabilecektir. Bu durumda ilgili şirketin hukuki sorumluluklarla tek başına karşı karşıya kalması söz konusu olacaktır. Dolayısıyla özellikle deniz ticareti gibi karşı taraf riskinin yüksek olduğu bir faaliyette zararın sorumlulardan tazmini neredeyse imkânsız hale gelebilecektir.

Türk limanlarına gelen ve 300 gros ton ve üzerindeki gemilerin deniz alacaklarına karşı geçerli bir koruma ve tazmin sigortasına (P&I) sahip olmaları zorunludur. Ancak bu zorunluluğa rağmen meydana gelebilecek bir kazada muhatap alınması konusunda zorluklarla karşılaşılabilecek kişilerce işletilen ve sigortalanan bir gemi, Türk şirketleri ve kamu otoriteleri bakımından yüksek risk arz edecektir. Ayrıca etkisi giderek artan yaptırımlardan kaçınmak için kurulan karmaşık şirket şemaları içinde kazanın sorumlularının tespiti ve tazmine zorlanması daha da güç hale gelecektir.

Bu zorluklar gözetilerek Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından 9 Ocak 2025 tarihinde, sigorta poliçelerinin geçerliliğinin teyit edilmesinin sağlanması ve tazminat ödemesinin yapılmasından kaçınılması riskini azaltmak amacıyla yeni tedbirler yayınlanmıştır. Bu doğrultuda sigortacının kendisinin de geçerli bir reasürans sigortasına sahip olması, son üç yıla ait finansal raporların ve tazminat ödemelerine ilişkin onaylanmış belge sunması gibi birçok kriter benimsenerek çözüm getirilmesi amaçlanmıştır.

Finans ve bankacılık

Uluslararası ticaretin sorunsuz işleyebilmesi için finansal ve bankacılık işlemlerinin de herhangi bir engele takılmadan işleyebilmesi gerekmektedir. Ancak yaptırımlar nedeniyle bankalar da belirli yüklerle ya da gemilerle ilgili taşımacılık faaliyetlerine dahil olmayı yahut belirli limanlara veya bu limanlardan yapılan sevkiyatlar ile ilgili hizmet vermeyi reddedebileceğinden, bu konuda kontrollerin aktif şekilde yapılması önem arz etmektedir.

Sonuç

Türkiye'nin coğrafi, siyasi ve ekonomik nitelikleri göz önüne alındığında küresel ticarette önemli bir transit merkezi konumundadır. Çevre ülkelerdeki istikrarsızlık ve uluslararası yaptırımların doğrudan hedefi olan birçok ülkeye yakınlığı nedeniyle Türk şirketleri ve limanları bakımından her zaman bir miktar risk olması beklenebilirse de uluslararası ticarette geçerli olan düzenlemeler ve yaptırımlara uyum ve planlama, bu riskin doğru şekilde yönetilmesine yardımcı olacaktır.

Türk limanları risk yönetimi yaparken küresel ticaretteki gelişmelere ayak uyduran dinamik ve proaktif yöntemlere başvurdu sürece devamlı yenilenen yaptırımlara ve öngörülmesi zor olumsuz sonuçlarına karşı daha iyi koruma sağlayabilecektir.

KAYNAKÇA

Martin, Daniel, International Trade Sanctions, The Shipping Law Review, 10th Editon, s. 14-22.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Denizcilik Genel Müdürlüğü, “E-36712415-155.09.01-2431032” sayılı ve 09 Ocak 2025 tarihli düzenleyici işlem

Adres

Merdivenköy Mah. Nur Sk.
Business İstanbul Sitesi A Blok No:1A
34732 Kadıköy, İstanbul